21 Şubat 2008 Perşembe

DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ

Cinsellik kadın erkek herkesin hayatında önemli bir yer tutar. Fakat her sefanın bir cefası vardır misali seksin en büyük handikapı da istenmeyen gebeliktir. Gebelik kadın hayatında isteniyor ise çok keyifli bir süreçtir. Ama istenmeyen bir gebelik var ise hayat tam bir kabusa dönüşebilir. Bu sebeple uygulanan çeşitli doğum kontrol yöntemleri bulunmaktadır.
DOĞUM KONTROL HAPLARI
Doğum kontrol hapları, östrojen hormonu içeren ve kullanıldığı sürece gebeliği önleyen, etkili, kullanımı kolay ilaçlardır. Doğru kullanıldıklarında, doğum kontrol haplarının etkinliği % 99.9’dur. Bu da, hamile kalma olasılığının hemen hemen hiç olmaması demektir.
Doğum kontrol haplarının gebeliği önleme dışında da bazı faydaları bulunmaktadır. Doğum kontrol hapları, adet öncesi gerginlik ve ağrılı adet şikayetlerini azaltır, adet kanamaları miktarca daha az, daha kısa ve düzenli hale gelir, bunun sonucu olarak, demir eksikliğine bağlı kansızlık gelişme sıklığı azalır. Ayrıca, doğum kontrol hapları, dış gebelik gelişme sıklığını, yumurtalıklarda ve memede kist oluşumunu, rahim ve yumurtalık kanseri risklerini azaltır. Çoğu kez sivilcelerde düzelme görülür. Osteoporoz denen kemik erimesi riskini azaltır. Romatoid artriti azaltır.
Tabi yan etkileri de yok değildir. Hap kullanımı ile ilk üç ayda oluşan yan etkiler bulantı, kusma, baş dönmesi, başağrısı, ara kanaması, memelerde duyarlılık ve vücutta şişkinlik hissidir. Bu yan etkiler geçicidir, üç dört ay içinde hafifleyerek kaybolmaları beklenir. Bu gibi durumlarda, hapı bırakmak yerine doktorunuza danışmak en iyi çözümdür. Şiddetli karın ağrısı, uyluk ya da bacak ağrısı olduğunda; şiddetli göğüs ağrısı veya nefes darlığı geliştiğinde; şiddetli başağrısı, ani görme kaybı ya da bulanık görme veya konuşma bozukluğu ortaya çıktığında, gebelik şüphesinde ya da depresyon, sarılık veya memede kitle geliştiğinde hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Hiç hap kullanmadıysanız ya da birkaç ay ara verdiyseniz, adet kanamanızı beklemeniz ve adet kanamasının ilk günü ilk hapını almanız gerekir. Her gün bir tablet alarak paketi bitirmeli ve yedi gün hap kullanmaya ara vermelisiniz. Hap almadığınız bu dönemde adetiniz başlayacaktır. Adet görmeyebilirsiniz, hapı düzenli kullandığınızdan eminseniz telaşlanmayın. Adet kanamanız nasıl olursa olsun bir sonraki kutuya yedi günlük aranın sonunda başlamalısınız. Hapı unuttuğunuzu farkettiğinizde hemen bir tablet almanız gerekir. 12 saatten daha fazla gecikme yoksa koruyuculuk devam edeceğinden problem yok demektir. Ancak hapı unuttuğunuzu 12 saatten daha sonra fark ettiyseniz unutulan hapı hatırladığınız an yutmalı, o günün hapını da normal zamanında almalısınız. Bu durumda koruyuculuk tam olmayacağından bir sonraki adet kanamasına dek eşinizin korunmasında yarar olacaktır. Tıbbi nedenler olmadıkça hapa ara vermeniz gerekmez.
Doğum kontrol hapının kullanılmaması gereken durumlar : Gebeler ya da gebelik şüphesi olanlar, kalp damar sistemine ve beyin damarlarına ait hastalığı bulunanlar, damarın pıhtı ile tıkandığı hastalığı aktif olarak geçirmekte olanlar ile daha önce geçirmiş olanlar; aktif karaciğer hastalığı bulunanlar, çok fazla sigara tükemi olanlar, kadın organlarına ait kanser veya meme kanseri bulunanlar, memede kitle veya kitle sebebiyle operasyon geirmiş kişiler doğum kontrol haplarını kullanmamalıdır.
Evlilik öncesi eğer korunmayı planlıyorsanız ve doğum kontrol yöntemi olarak da hap kullanmayı tercih ediyorsanız , bir hekim tavsiyesi ile en az bir ay önceki adetinizin ilk günü hap almaya başlamalısınız. Hapı aldıktan sonraki 3-4 saat içindeki kusmalar ve ciddi ishaller hapın emilimini önlediği için koruyucu etkinliğini azaltabilir. Bu durumda son tableti başka bir kutudan tamamlayıp diğer tabletleri zamanında alarak devam etmelisiniz. 12 saatten çok süren kusma ve ishal durumlarında doktorunuza danışmalısınız.
Yeni doğum yaptınız ve korunmak için hap kullnmak istiyorsanız bebeği emzirmeniz halinde bebek altı aylık oluncaya kadar hap kullanmayı tercih etmeyiniz. Emzirmiyorsanız doğumdan sonraki ilk adet kanamasının birinci günü doktorunuza danışarak hap kullanmaya başlayabilirsiniz. Düşük ve kürtajlardan sonra gebeliğin üçüncü ayından önceki düşük ve kürtajlarda tıbbi bir engel yoksa doktorunuza danışarak hemen hapa başlanabilir.
Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer kullandığınız paketi sonuna kadar tamamlayıp hap almayı bırakmanız yeterli olacaktır. Gebe kalma yeteneğinizi hemen kazanırsınız. Fakat bazı durumlarda yumurtlama ve hormonlar hap kullanımından dolayı baskı altında olduğuından 6 aya kadar gebe kalamama durumu söz konusu olabilir. Endişelenmeyi ve gerekli muayene ve tetkikler için bir hekime başvurun. Doğum kontrol hapı kullanırken sigara kullanımı bir risk faktörü olduğundan özellikle 35 yaşından sonra hapa devam edilecekse sigaranın bırakılması önerilir.
Toplumda doğum kontrol hapları kilo aldırdığı ve sivilceleri üzerinde ters etki yaptığı,düzensiz kanamalara neden olduğu, kısırlığa sebep olduğu,kanser riskini artırdığı, konusunda yaygın bir inanış vardır.
-Özellikle düşük miktarlarda hormon içeren hapların kiloda değişikliğe neden olmadığı saptanmıştır.
-Yapılan araştırmalar doğum kontrol haplarının çoğu kez sivilceyi olumlu yönde etkilediğini belirtmektedir.
- Hap kullanımı sırasında görülen adet kanaması normale göre daha hafif ve daha kısa sürelidir.
-Hapı ilk kullandığınız zamanlarda normal adet kanaması dışında lekelenme tarzında ya da daha şiddetli düzensiz kanamalar görülebilir. Hapı normal olarak almaya devam etmek gerekir. Bu kanamalar 3-4 ay sonra kaybolur. Eğer devam ederse doktorunuza danışmanız gerekir.
-Hap kanser riskini arttırmaz. Tersine hap kullanan kadınlarda yumurtalık ve rahim kanserinde yüzde 50 ila 60 oranında azalma olduğu ve hap kullanımına son verilse bile bu etkinin onbeş yıl boyunca devam ettiği saptanmıştır. Ayrıca yaşamlarının herhangi bir döneminde hap kullanmış kadınlarda kalınbarsak kanserine de daha az oranda rastlandığı bulunmuştur.
-Hap kısırlığa neden olmaz. Hap kullanmayı bıraktığınızda hamile kalmanız mümkündür.
-Hap ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki ilişki değişik hormonların dozuna ve cinsine bağlıdır. Günümüzde kullanılan düşük dozlu doğum kontrol hapları ile bu risk en aza indirilmiştir. Bu tür hastalıklara eğiliminiz varsa doktora danışmanız gerekir.
KADINLAR İÇİN PREZERVATİF
Erkekler için üretilmiş olan prezervatifleri hepimiz biliyoruz. Bir kaç yıl önce kadınlar için de prezervatif yapıldı. Erkkeklerin büyük çoğunluğunun kondom takmayı sevmediğini düşünürsek korunmak açısından ideal bir ürün. Ön halka ise vajinanın dışında kalır. Prezervatifin ön ve arka tarafında bulunan iki halka mevcut. Kılıfın görevi tüm spermi toplamak ve vajinaya girmesini önlemektir. Dış halka cinsel ilişki sırasında vajinanın içinde bulunur; penisin prezervatifin kenarlarına kaymamasına dikkat edilmelidir. İlk kullanımı zor gelebilir; İlişki sonrası kalkmadan önce meninin sızma yapmasını önlemek için doğru çıkarılmalıdır.Doğru ve düzenli kullanılan kadın prezervatifi HİV virüsünün ve en yaygın olan STD'lerin bulaşma riskini en aza indirir; Kadın prezervatifini eczanelerden reçetesiz olarak alabilirsiniz. Eğer sizin ya da partnerinizin latex'e alerjisi varsa, polüretan prezervatif bunun için iyi bir alternatif olabilir. Prezervatigfin hatasız kullanılması halinde gebelik riski %5 tir.
DOĞUM KONTROL İĞNELERİ
Aylık veya 3 aylık olmak üzere 2 kullanım şekli vardır. Adet kanamasının başladığı ilk günü de sayarak beş gün içinde iğnenin uygulanması gerekir. bir yapılan iki türü vardır. Yapıldıktan sonra kana yavaş yavaş hormon salgılar. Doğum kontro hapına benzer şekilde içeriğinde bulunan hormon nedeniyle yumurtanın oluşumunu engeller. Ayrıca rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önler. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlar da doü rahatlıkla kullanabilir. İğneler, eczanelerden ve sağlık kuruluşlarından (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastaneler) alınabilir. Ancak, iğneleri kullanmaya başlamadan önce danışmanlık alınarak kullanmak isteyen kişiye uygun bir yöntem olup olmadığına karar verilmesi kan basıncının ve vücut ağırlığının ölçülmesi gibi bazı işlemlerin yapılması gerekmektedir. Bu nedenli, iğneleri kullanmaya başlamadan önce ve kullanırken belirli aralıklarla bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.Olumlu Yönleri• Gebeliği önlemede %99 varan etkisi vardır.
• Kullanımı çok kolaydır.
• Adet kanamsı sırasında olan ağrı ve sancılar ile adet öncesi gerginliği azaltmaya yardımcı olur.
• Adet kanaması miktarını azaltarak, kansızlığın önlenmesine yardımcı olur.
• Kadını yumurtalık ve rahim kanserine karşı korur.
• İyi huylu meme kistlerini azaltır.
• Dış gebeliği önler.
• Rahim ve tüplerde iltihap oluşmasını engeller.
Bu kadar olumlu yönü olan bir ürünün olumsuz yönleri olmazsa olmaz tabiki. İşte doğum kontrol iğnelerinin Olumsuz Yönleri
• Bırakıldığında doğurganlığın dönüşü 6-9 ay gecikebilir.•
Enjeksiyonlar için sağlık kuruluşuna gitmek gerekir.
• İlk kullanımda 1-2 kilo artışı yapabilir. Bu daha ziyade su tutulumu şeklindedir. Daha az tuzlu yenmesi, hareketin artırılması ile düzelir.
• Memelerde dolgunluk yapabilir. Bu etkisi ilk 3 ay içinde düzelir.
• Kadınların bazılarında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Bu nedenle, ilk kullanıldığında ve daha sonraki kontrollerde kan basıncı ölçülmelidir.
• Bazı ilaçlarla etkileşimi vardır.
• Aylık yapılan iğneler, sigara içen kadınlarda dolaşım bozukluklarına neden olabilir:
• Özellikle 3 ayda bir yapılan iğneler adet düzensizliklerine neden olabilir. Bu adet miktarının azalması hatta kesilmesi, ara kanamalar, lekelenmeler, nadiren de aşırı kanama şeklinde olabilir. Bu düzensizlikler 9-12 ay içinde büyük ölçüde düzelir.
Doğum kontrol iğnelerinin kullanılmaması gereken bazı durumlar vardır.
• Adetleri düzensiz olanlar (düzensizliğin nedeni belirleninceye kadar)• Şeker hastaları• Karaciğer bozukluğu olanlar (siroz, sarılık gibi)• Tansiyonu yüksek olanlar• Damar tıkanıklığı, bacaklarında kızarıklık, şişme ve ağrı ile belirti veren damar hastalığı olanlar• Özellikle bulantı, kusma ile birlikte şiddetli baş ağrıları olanlar kullanmamalıdır.
CİLT ALTI KAPSÜLÜ (İMPLANT )UYGULAMASI
Cilt altı kapsülleri etkili, uzun süreli ve geri dönüşümlü bir doğum kontrol yöntemidir. Yapay hormon içeren yumuşak silikondan yapılmış altı ince ve esnek kapsül kadının üst kolunun iç kısmında derinin hemen altında küçük cerrahi bir girişimle yerleştirilir ve vücuda yavaş yavaş hormon salgılar. İçinde prefesteron hormonu yumurtlamayı baskılayarak ve servikal mukusu, sperm geçişini engelleyecek biçimde kalınlaştırıp azaltarak gebeliği önler. En etkili doğum kontrol yöntemlerinden biridir . Karaciğer hastalığı damarda pıhtılaşması olanlarda meme kanserinde kullanılmaz. Deri altı kapsülleri doğal kadınlık hormonu olan progesteronun sentetik formunu içeren deri altına yerleştirildikten sonra yavaş salınan ilaçlardır. Kadının daha az kullandığı kolunun üst iç kısmın deri altına altı adet olarak yerleştirilirler.Gebelikten koruyuculuğu %98.8'dir.Uygulandıktan sonra beş yıl süre ile etkilidir. Emzirmeyi etkilemez. Emziren anneler de kullanabilir.Kapsüller çıkarıldıktan sonra kadın normal adet görmeye başlar ve yeniden hamile kalabilir.Bazen deri altı kapsülleri çıkarıldıktan sonra doğurganlığın dönüşü gecikebilir. Kanama düzensizliklerine neden olabilir. Bazı kullanıcılarda baş ağrısı, huzursuzluk, kilo artışı ve iyi huylu yumurtalık kistleri görülebilir. Gebelik veya gebelik şüphesi olanlar,aktif karaciğer hastalığı olanlar,tanı konmamış vajinal kanaması olan kadınlar,damar hastalıkları ,meme kanseri veya şüphesi olan kadınlara bu işlem uygulanmaz.Deri altı kapsülleri kullanırken dikkat etmeniz gerekenler:Kolunuzda şiddetli ağrı varsa,Uygulama yerinde iltihap veya kanama oluyorsa, Kapsüllerden birinin yerinden dışarı atılması durumunda, Adet kanamanız şiddetlenirse,Şiddetli baş ağrınız olursa, Karın ve kasığınızda şiddetli ağrınız olursa, Göğsünüzde şiddetli ağrı ya da nefes darlığı olursa, İşlemden sonra sarılık gelişmişse, Uygulamadan itibaren düzenli adet gördükten sonra adet gecikmesinin olması hallerinde, Mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz.
DİYAFRAM UYGULAMASI
Doğum kontrol yöntemlerinden bir tanesi olan diyafram uygulaması ; rahim ağzını örten, kenarları sert, kauçuk bir araç olan diyaframın vaginaya yerleştirilmesiyle yapılır. Diyafram bir daire şeklini alırak ve rahim ağzını kapatacak şekilde görev yapar. Servikal açıklığa uygulanan spermisit jel ya da krem ile birlikte kullanılır spermisit madde diyafram tarafından fiziksel olarak engellemeyen spermleri öldürür. Rahim ağzı ve diyafram şekil olarak birbirine benzer yapıdaır. Fakat diyafram biraz daha sivridir. Serviksin girişi 'kapatıldığı' için, spermler geçemez. Her zaman birlikte kullanılması gereken spermisid jel, spermi öldürür, ya da hareketsiz kılar. Serviksiniz için uygun ebatta olup olmadığını anlamak için ilk kullanımda doktor veya hemşire tarafından yerleştirilmesinde fayda vardır. En erken olarak, cinsel ilişkiden 6 saat önce yerleştirilmeli ve cinsel ilişkiden 6-8 saat sonra (en geç 24 saat sonra) çıkartılmalıdır. Koruyuculuk oranı % 85'dir.Cinsel ilişkide bulunduğunuz her seferinde kullanılmalıdır, cinsel ilişki sırasında yerinden çıkabilir, yerine yerleştirmesi karmaşık gelebilir, her cinsel ilişkiden önce spermisidin yenilenmesi gerekmektedir, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir, bazı kadınlar spermiside ve latekse karşı alerjiktirler.Bu sebeplerden dolayı pek tercih edilen bir yöntem değildir. 4. Diyaframİnce plastikten yapılmış, rahmin vajene açılan kısmına yani rahim ağzına yerleştirilen bir kapaktır. Spermlerin rahme geçişini engelleyerek gebelikten korur. Kadın, her cinsel ilişki öncesinde diyaframı kendi yerleştirir, cinsel ilişki sonrasında ise çıkarır.Diyafram, hekimin muayenesi ve rahim ağzının ölçüsünün alınmasından sonra sipariş verilir ve her kadın için rahim ağzına uygun boyutta özel yapılır. Bu yöntemi kullanmaya başlamadan önce danışmanlık alınarak daha etkili yöntemler hakkında bilgi sahibi olunması kullanmak isteyen kişiye uygun bir yöntem olup olmadığına karar verilmesi için bir sağlık kuruluşuna (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerde) başvurulması daha uygun olur.
Diyaframın Olumlu Yönleri
• Kadın kendi kendine uygulayabilir
• Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engeller
• Erkek Döl Hücrelerini Öldüren Tablet ve fitiller ile birlikte kullanıldığında, hem gebeliği önleme hem de cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların bulaşmasını engelleme de etkisi artar.
Diyaframın Olumsuz Yönleri
• Diğer gebeliği önleyici modern yöntemler kadar etkili değildir.
• Cinsel ilişkiyi kesintiye uğratır.
• Cinsel ilişki sonrasında etkili olması için 6 saat daha rahim ağzında kalması gerekmektedir.
• Kadının doğum yapması, üreme organlarından ameliyat olması veya fazla kilo alması/vermesi gibi durumlar söz konusu ise tekrar rahim ağzının ölçüsü alınarak yeni bir diyafram yaptırılması gerekir.
• Kolay bulunmayabilir, pahalıdır.
Kullanımını merak edenler için kullanım şeklini hemen söyleyelim.
• Kadın, bir sağlık kuruluşuna başvurarak diyafram kullanmasını engelleyecek herhangi bir durumun olup olmadığı saptanır ve rahim ağzının ölçüsü alınır. Kadının rahim ağzına uygun boyutlarda bir diyafram yaptırılır.
• Doğru uygulama öğretilir ve ilk kez kadın, diyaframı, hekimin yanında rahim ağzına yerleştirir.
• Diyafram, cinsel ilişki sonrasında 6 saat vajenden çıkarılmamalıdır.
• Tekrarlayan cinsel ilişki (6 saat içinde) söz konusu ise, son cinsel ilişkiden sonra 6 saat beklenmelidir. Ancak, 24 saatten fazla rahim ağzında bırakılmamalıdır.
• Diyafram çıkarıldıktan sonra yıkanır, kurulanır ve özel saklama kabına yerleştirilir.
Diaframın Kullanılmaması Gereken Durumlar
• Rahmi geriye dönük olan kadınlara,
• Mesanesi ve rahmi aşağı sarkmış kadınlara,
• Sık sık idrar yolu enfeksiyonu geçiren kadınlara uygun değildir.
• Erkekte veya kadında nadiren alerji görülebilir. Alerjide yanma, kızarıklık, kaşınma gibi belirtiler görülür.
DOĞUM KONTROL BANTLARI
Cilt bantları sentetik hormonlar içerip doğal doğum kontrol hapları gibi etki göstererek gebeliği engellemektedirler.Doğum kontrol hapları ile aynı etkidedirler.Doğum kontrol bantları haplarından daha risklidir.Bazı marka doğum kontrol bantları, kan pıhtılaşmasına yol açarak ölüm riskini artırıyor. Bu bantların yan etkileri doğum kontrol haplarından üç kat fazla , bunun sebebide bant kullanımı sırasında doğum kontrol haplarına oranla yüzde 60 oranında daha fazla östrojenin kana karışması . Doğum kontrol hapları ve bantların aynı oranda östrojen içermesine rağmen bantların hormonu emme kapasitesi yüzde 50 fazla . Bu da kadında kan pıhtılaşması riskini artırıyor .
DÜŞÜK HAPI VE İĞNESİ
Düşük iğnesi diye adlandırılan iğneler aslında adet söktürücü iğnelerdir ve gebeliği sonlandırmayı sağlamaz.Bu tür iğneler östrojen ve progesteron hormonunu beraberce içerirler ve geciken adetin başlamasını sağlarlar.Düşük hapı ise gebeliğin en erken dönemlerinde etki ederek gebeliğin sonlanmasını sağlıyor. Aslında ilacın düşük yaptığını söylemek biraz hatalı olur. Çünki gebeliğin en erken aşamasına etki ederek yumurta hücresiyle spermin birleşmesinden oluşan embriyonun uterusta (rahim içinde) yerleşmesini önleyerek gebeliği engelliyor. Embriyo yerleştikten sonra ise gebelik daha ileri aşamalara geldiğinde düşüğü gerçekleştirmek için mizoprostol adı verilen başka bir ilaçla kombine ediliyor. Bu kombinasyon sonucunda erken gebelik döneminde kürtaj gerekmeksizin düşük gerçekleşebiliyor.Şu an için gebeliğin sonlandırılması ülkemizde yasal olarak 10. gebelik haftasına kadar ve kürtaj yoluyla gerçekleşiyor. Bu gebelik haftasından sonra gebeliğin sonlandırılması ise kadının isteğine göre değil, anne adayının hayati gebeliği devam ettirmesini engelleyen hastalıkları olduğunda, veya bebekte ciddi gelişim kusurları olduğunda bir kurul onayıyla mümkün oluyor
ELEKTRONİK DOĞUM KONTROLÜ
Çin'de, erkekler için elektronik doğum kontrol yöntemi geliştirildi. Spermleri öldüren elektronik dalgalar yayan çağrı cihazı büyüklüğündeki bir alet, erkek iç çamaşırına yerleştiriliyor. Cihazın 1 saat çalıştırılması, erkekte bir ay kadar spermleri öldürerek sterilite sağlıyor.
VAZOKTEMİ ( ERKEKLERDE TÜPLERİN BAĞLANMASI)
Çiftlerin gebelikten korunmak için kullanabileceği kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. En etkili gebeliği önleyici yöntemlerden biridir. Artık daha fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur. Eşin rızası gereklidir. Kanallar, sadece testisler (hayalar) ve meni kesesi arasında köprü görevi yaptığı için kanalların bağlanmasının boşalan sıvıda spermlerin olmamasından ve gebeliği engellenmesinden başka hiçbir etkisi yoktur.Kısa süren bir işlem ile her iki kanal bağlanır. Böylelikle, spermlerin kanallardan geçerek meni kesesine gelmesi engellenmiş olur. Kanallarının bağlanması, erkeğin hastanede yatmasını gerektirmeyen basit bir operasyondur. Ameliyattan sonra, yeri iyileşene kadar dikkat etmekten başka yapılması gereken hiçbir şey yoktur. Erkeğin sertleşmesini, boşalmasını, meninin miktarını, rengini, cinsel istekleri ve cinsel tatmini etkilemez. İlk 20 boşalmada meni içinde hala sperm olacağı için bu sürede başka bir yöntemle (prezervatif gibi) korunulması gerekir. Yirmi boşalım sonrası mutlaka vazektomi uygulanan klinikte sperm sayımı yaptırmak gerekmektedir. Başka çocuk isteyenler için uygun değildir. Geri dönüşü sağlayacak olan mikrocerrahide başarı şansı çok düşüktür; her yerde uygulanmaz ve pahalıdır. Nadir de olsa sperm kanalları kapatılmamış olabilir.
GERİ ÇEKME YÖNTEMİ
Halk arasında bu yöntem “çekilme, “dikkatli olma”, dışarı boşama” gibi pek çok isim verilmiştir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin cinsel organının boşalmadan (meninin gelmesi) önce vajenden çıkarılarak meninin vajen dışına boşaltılmasına dayanan bir yöntemdir. Başarı oranı %75’dir. Bu yöntemi kullanırken sıklıkla yapılan hata, spermlerin yalnızca ejakulasyon sıvısında (yani meni sıvısında) bulunduğunun sanılmasıdır. Halbuki ejakülasyon öncesi dönemde penisten dışarı salınan az miktardaki şeffaf ve kaygan sıvıda da spermler az miktarda da olsa bulunmaktadırlar. Bazı durumlarda bu az sayıda spermler bile gebeliği başlatmak için yeterli olabilmektedir. Gerçek bir birleşme olmaksızın da gebe kalmak mümkündür. Bu, oldukça düşük bir ihtimal olmasına karşın, özellikle vajinanın giriş kısmına yakın olan boşalmada, spermler ejakulasyon esnasında penisten belli bir hızla dışarı "fışkırma tarzı" atıldıklarından spermlerin bir kısmının vajinaya girmesi ve buradan genital kanalın içine doğru ilerleyerek gebeliği başlatması mümkündür.Bu yöntemle korunan çiftlerin 1/3’ünde gebelik görüldüğü bildirilmiştir. Ayrıca, kadında ve erkekte psikolojik sorunlara yol açabilir.
ERTESİ GÜN HAPI
Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korumasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, döllenmiş yumurtanın rahim yüzeyine yerleşmesinden önce önlenmesidir. Korunmadan girilen cinsel ilişki sonrasında olabilecek istenmeyen gebeliği, ilişkiden sonraki 72 saat içerisinde alacağınız “Ertesi gün hapı” ile önleyebilirsiniz. Reçete ile satılan bu hapların fazla beklenmeden alınması gereklidir. Çünkü haplar ne kadar erken alınırsa, etkisi o kadar fazla olur. “Ertesi gün hapı”, levonorgestrel hormonu (bir gestajen türü) içeren iki tabletten oluşur. Son derece etkili olan bu hapın neredeyse hiçbir yan etkisi yoktur.“Ertesi gün hapı” zamanında alındığında güvenilirlik oranı son derece yüksektir ve yaklaşık on vakanın dokuzunda istenmeyen gebeliği önler. “Ertesi gün hapı” ne kadar erken alınırsa, etkisi o kadar fazla olacaktır.“Ertesi gün hapı”, düzenli korunma yolu olarak kullanıma uygun değildir. Nedeni: Doğum kontrol hapı ve spiral gibi korunma yöntemlerinin etkisi daha fazladır, kısa süre içerisinde sık sık alındığı takdirde “ertesi gün hapı”nın etkisi azalmaktadır, uzun süreli kullanımda yan etkisi diğer doğum kontrol araçlarına oranla daha fazladır ve “ertesi gün hapı” diğer doğum kontrol araçlarından daha pahalıdır.
KADINDA TÜPLERİN BAĞLANMASI
Uterusun sağında ve solunda birer adet olmak üzere iki adet fallop tüpü bulunur.Yandaki resimde görülmektedir.Sterilizasyon, fallop tüplerinin geçirgenliğinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir. Tüplerin geçirgenliği yakma, bağlama ya da tüplerin etrafına halka takılması suretiyle bozulduğunda yumurta ile sperm hiçbir şekilde karşılaşamadığından gebelik ihtimali ortadan kalkar.Bu yöntem tüplerde ciddi hasar oluştuğundan tüplerin tekrar eski haline getirilmesi çok zordur.Sterilizasyon yöntemin koruyuculuk oranı %100'e yakın olmakla beraber uygulanan cerrahi işlemin niteliği (yakma veya bağlama gibi) ve bazı bireysel özellikler sebebiyle çok ender durumlarda gebelik oluşabilir. Koruma süresi ömür boyudur.Yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde tekrar operasyon gerektirir. Tüplerin geçirgenliğinin tekrar sağlanması başarı şansları düşük ve maliyetleri yüksek operasyonlardır. Gelişmiş ülkelerde, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %24'ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçiyor. Güvenilirliği %99.8 olan tüplerin bağlanması yönteminin kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yok.
PREZERVATİF
Poliüretan veya latex prezervatif erkek cinsel organını kaplar ve spermi toplar. Bu sayede spermin kadın vajinasına girmesini önler. Olumlu YönleriGebeliği önlemede etkili bir yöntemdir. Doğru kullanıldığında, gebeliği %90-95 önler. Eğer beraberinde, spermisit denen krem, köpük, tablet şeklinde olan Erkek Döl Hücrelerini Öldüren Tablet ve fitiller kullanılırsa etkililiği %99’a çıkar.Erken boşalmayı önler.AIDS, bel soğukluğu, frengi gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı her iki cinsel eşi de korur.Kadınları rahim ağzı kanserine karşı korur.Olumsuz YönleriCinsel ilişkiyi kesintiye uğratırNasıl Kullanılır?Penis setleştikten sonra, vajene hiç temas etmeden takılır.Kondomun ucunda 1-2 cm. kadar bir boşluk bırakılır. Erkek boşaldığında, meni bu boşluğa dolar, Eğer boşluk bırakılmazsa, kondom yırtılabilir.Kondom sertleşme kaybolmadan çıkarılmalıdır.Çıkarıldıktan sonra, mutlaka delik veya sızıntı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. İlk 72 saatte başvurulursa, gebelik oluşmadan engellenebilir.Her kondom sadece bir kere kullanılır. Her cinsel ilişkide, yeni bir kondom kullanılmalıdır. Kondomlar sıcak ve nemli yerlerde saklanmamalıdır. Güneş ışığında bırakılmamalıdır. Bu durumlarda, yırtılma olasılığı artar. Bazen gözle görülemeyecek kadar küçük delikler oluşur. Bu da gebeliğe neden olur.Üzerindeki tarih, üretim tarihidir. Son kullanma tarihi, üretim tarihinden 5 yıl sonradır.Kondom kullanırken kayganlaştırmak için vazelin ve yağlı tablet ve fitiller kullanılmaması gerekir. Bunlar da kondomun yırtılmasına neden olabilir. Özel su bazlı tablet ve fitiller (KY jeli gibi) kullanılabilir.Kullanılmaması Gereken durumlarEğer kadın ya da erkeğin kauçuk alerjisi varsa kullanılmamalıdır. Bu çok nadir görülen bir durumdur.Normal kullanımda bir yılda 100 kadından 14'ü hamile kalmakta; hatasız kullanımda bir yılda 100 kadından 3'ü hamile kalmaktadır.
SPERM ÖLDÜRÜCÜLER
Poliüretan veya latex prezervatif erkek cinsel organını kaplar ve spermi toplar. Bu sayede spermin kadın vajinasına girmesini önler. Olumlu YönleriGebeliği önlemede etkili bir yöntemdir. Doğru kullanıldığında, gebeliği %90-95 önler. Eğer beraberinde, spermisit denen krem, köpük, tablet şeklinde olan Erkek Döl Hücrelerini Öldüren Tablet ve fitiller kullanılırsa etkililiği %99’a çıkar.Erken boşalmayı önler.AIDS, bel soğukluğu, frengi gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı her iki cinsel eşi de korur.Kadınları rahim ağzı kanserine karşı korur.Olumsuz YönleriCinsel ilişkiyi kesintiye uğratırNasıl Kullanılır?Penis setleştikten sonra, vajene hiç temas etmeden takılır.Kondomun ucunda 1-2 cm. kadar bir boşluk bırakılır. Erkek boşaldığında, meni bu boşluğa dolar, Eğer boşluk bırakılmazsa, kondom yırtılabilir.Kondom sertleşme kaybolmadan çıkarılmalıdır.Çıkarıldıktan sonra, mutlaka delik veya sızıntı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. İlk 72 saatte başvurulursa, gebelik oluşmadan engellenebilir.Her kondom sadece bir kere kullanılır. Her cinsel ilişkide, yeni bir kondom kullanılmalıdır. Kondomlar sıcak ve nemli yerlerde saklanmamalıdır. Güneş ışığında bırakılmamalıdır. Bu durumlarda, yırtılma olasılığı artar. Bazen gözle görülemeyecek kadar küçük delikler oluşur. Bu da gebeliğe neden olur.Üzerindeki tarih, üretim tarihidir. Son kullanma tarihi, üretim tarihinden 5 yıl sonradır.Kondom kullanırken kayganlaştırmak için vazelin ve yağlı tablet ve fitiller kullanılmaması gerekir. Bunlar da kondomun yırtılmasına neden olabilir. Özel su bazlı tablet ve fitiller (KY jeli gibi) kullanılabilir.Kullanılmaması Gereken durumlarEğer kadın ya da erkeğin kauçuk alerjisi varsa kullanılmamalıdır. Bu çok nadir görülen bir durumdur.Normal kullanımda bir yılda 100 kadından 14'ü hamile kalmakta; hatasız kullanımda bir yılda 100 kadından 3'ü hamile kalmaktadır.
SPİRAL (RAHİM İÇİ ARAÇ) UYGULAMASI
Rahim İçi Araç (Spiral)Değişik şekil ve boyutlarda olabilen rahim içi araçlar, saf plastik veya bakırlı olabilir. Uzun bir süre için gebelikten korur. Bakır Rahim İçi Araçlar 10 yıldan fazla; progestorone Rahim İçi Araçlar bir yıl korur.Son zamanlarda hormon salan tipleride üretilmiştir. Adet kanamasının 3. veya 4. günü rahme yerleştirilmelidir. Bu dönemde rahim ağzı açıktır, kasılmalara bağlı ağrı azdır, ve gebelik riski yoktur. Eğer vajinal enfeksiyon varsa uygulama tedaviden sonra yapılır. Jinekolojik muayene sonrasında vajen antiseptik solüsyonla temizlenir, rahim boynu serbestleştirilerek rahmin büyüklüğü ölçülür ve uygun büyüklükteki rahim içi araç yerleştirilir. HIV'i içeren STD'lerin bulaşmasını engellemez. İçerdiği bazı yan etkiler; regl zamanlarında düzensizlik, ağır regl dönemleri ve kramplarda artmadır. Kadın hastalıklarına karşı korunmasız ise daha sonra kısırlığa yol açabilir. PID olma riskini taşır. Olumlu Yönleri• Gebeliği önlemede etkili bir yöntemdir (%99)• Bakırlı olanlar, gebelikten 10-12 yıl boyunca etkili bir şekilde koru• Cinsel ilişkiyi etkilemez
Olumsuz Yönleri• Özellikle, ilk 3 ayda adet günü sayısını ve kanama miktarını 2 katına kadar arttırabilir. Bu durum, daha sonra normale döner.• Adet döneminde ağrı olabilir. Bunun için ağrı kesici kullanılabilir.• Cinsel yolla bulaşan hastalık riski olanlar için uygun değildir.• Rahimden hazneye doğru kayabilir. Özellikle haznesinin içini yıkayanlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Eğer yerinden oynarsa koruyuculuğu azalır. Kullanılmaması Gereken Durumlar• Son 3 ay içinde veya halen rahim ağzında, rahimde veya tüplerinde iltihap/yara olan kişilere uygulanamaz.
• Birden fazla kişi ile cinsel ilişkisi olanlara uygun değildir. Bu kişilerin kesinlikle kondom kullanması gerekir.
• Düzensiz adet kanamaları olanlar
• Adet kanamaları 7 gün ve daha uzun sürenler
• Bir adet kanaması döneminde (tamamen ıslanmış) 10 ped/bez değiştirenler
• Adet dönemlerinde ağrısı fazla olanlar
• Kansızlığı olanlar
• Doğuştan üreme organlarında şekil bozukluğu olanlar
Spiral (RİA) : halk arasında alet veya sıpray-sıprey gibi isimlerle alınır. Tıbbi adı RİA yani Rahim İçi Araçtır. RİA tüm dünya genelinde en çok kullanılan doğm kontrol yöntemidir ve güvenilirlik oranı oldukça yüksektir. RİA nın araç geri dönebilir doğum kontrolü sağlayan ve ana yapısı kıvrılabilir polietilen olan küçük bir araçtır. Yapısı T harfine benzer. Polietilen gövde üzerinde bakır tel sarılıdır. Bu bakır zaman içinde yavaş yavaş salınarak RİA'nın etki mekanizması t şeklindeki bir çubuğun üzerine sarılı bakır tellerin salgılamış olduğu östrejen hormonundan kaynaklıdır. Günümüzde kullanılan modern spirallerlerin önerilen kullanım süreleri değişkendir. Üretici firmalar 3 yıl ile 8 yıl arasında değişen kullanım süreleri belirtmekle birlikte yapılan klinik deneysel çalışmalarda bunların hemen hepsinin 10 yıl süreyle sorunsuz kullanılabileceği gösterilmiştir. Temel yapı T şeklinde olmakla birlikte piyasada değişik marka ve yapılarda pek çok RİA bulunmaktadır. Bunların etkinlik açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur. Toplumumuzda ithal spiral şeklinde bir tabir bulunmaktadır. Hastalar kendilerine ithal spiral takılmasını talep etmektedirler oysa Türk malı bir spiral zaten piyasada yoktur. Yüz yıla yakın bir zamandır istenmeyen gebeliklerin engellenmesinde güvenle ve yüksek etkinlikle kullanılmasına rağmen RİA'nın gebeliği nasıl engellediği hala daha tam anlamıyla anlaşılamamıştır.RİA tüm doğum kontrol yöntemleri içinde etkinliği en yüksek olanlardan birisidir. Koruyuculuk araç takıldığı andan itibaren başlar. Kullanımın ilk yılı içinde 1.000 kadından sadece 6-8'i istenmeyen bir hamilelikle karşı karşıya kalır. Spiralin koruyuculuğu çıkarıldığı anda biter. Yumurtlama üzerinde bir etkisi olmadığından kişi aynı ay hamile kalabilir.RİA'nın cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı hiçbir koruyuculuğu yoktur. Bu nedenle bu hastalıklar açısından yüksek risk grubunda olan kadınlar (birden fazla partneri olan ya da, partneri birden fazla kişi ile ilişkisi olan kadınlar) mutlaka prezervatif kullanmalıdırlar.Nadiren RİA yerindeyken de gebelik oluşabilir. Böyle bir durumda oluşan gebeliğin düşükle sonlanma olasılığı %50'dir. Ancak gebelik fark edildiği anda spiral çıkartılırsa bu oran %25'e düşmektedir. Gebelik devam ettiği halde spiralin çıkartılmaması ise anne adayının hayatını tehdit edebilecek düzeyde ve şiddette bir enfeksiyon riskini de beraberinde taşır. Bu nedenle eğer spiralin ipi görülemiyorsa ya da ultrasonda yeri saptanamıyorsa kürtaj düşünülmesi gereken bir yaklaşım olmalıdır.Bir yılda bakır rahim içi araç kullanan 100 kadından birden azı; progestoron rahim içi araç kullanan 100 kadından 2'si hamile kalmaktadır.
1. Takvim yöntemi : Düzenli adetleri olan kadınlarda kaba bir hesaplama ile yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmini olarak hesaplanır. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.
2. Bazal vücut ısısı yöntemi: Düzenli olarak her sabah vücut ısısı ölçülerek yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Gebe kalma olasılığı yüksektir.
3. Servikal palpasyon yöntemi: Düzenli olarak her gün kadın elini vajenin içine sokarak rahim ağzına dokunur. Rahim ağzında meydan gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.
4. Servikal mukus yöntemi: Düzenli olarak her gün kadın elini vajenin içine sokarak salgılanan sıvısını kontrol eder. Sıvıda meydana gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.
5. Semptotermal yöntem: Kadının hem vücut ısısını ölçmesi hem de vajendeki salgılanan sıvıları veya rahim ağzını kontrol ederek meydan gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin etmeye çalışmasıdır. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.

BEBEĞİNİZ KIZ MI? ERKEK Mİ?

İnsanlık tarihinden bu yana anne olsun baba olsun gebelik boyunca ençok bebeğin cinsiyetini merak ederler. Ve zamanı geldiğinde çoğuda doktor kontrolleri sırasında bebeğinin cinsiyetini öğernmek ister. Halk arasında pek çok söylem vardır. İsterseniz gelin beraber bakalım. Bebeğiniz kız mı ? yoksa erkek mi ?
Eğer;
* Erken hamilelikte mide bulantısı hissetmediyseniz,
* Bebeğinizin kalp atışı dakikada 140 atıştan daha azsa,
* Ön tarafınızdan daha çok kilo aldıysanız,
* Beliniz basket topu gibi görünüyorsa,
* Aerolarınız (memelerin koyu kahve olan kısımları) çok kararırsa,
* Daha düşük taşıyorsanız,
* Tuzlu ve ekşi yiyeceklere aş eriyorsanız,
* Proteine aş eriyorsanız-etler ve peynir,
* Ayaklarınız hamilelikten önceki haline göre daha soğuksa,
* Bacaklarınızdaki tüyler hamilelik döneminde daha çabuk uzuyorsa,
* Elleriniz daha kuruysa,
* Siz uyurken yastıklarınız kuzeye bakıyorsa,
* Müstakbel baba sizinle birlikte kilo alıyorsa,
* Hamilelik size her zamankinden daha iyi bir görüntü veriyorsa,
* İdrarınız parlak sarı rengindeyse,
* Burnunuz yayılıyorsa,
* Alyansınızı göbeğinizin üzerinde tuttuğunuzda yuvarlaklar çiziyorsa,
* Baş ağrılarınız varsa,
* Yaşınıza gebe kalma tarihinizi, gebe kaldığınız ayın rakamını eklediğinizde çift sayı çıkıyorsa, bebeğiniz erkektir.
Eğer;
* Erken hamilelikte mide bulantılarınız varsa,
* Bebeğinizin kalp atışı dakikada en az 140 ise,
* Basenlerinizden ve poponuzdan kilo alıyorsanız,
* Sol göğsünüz sağ göğsünüzden daha büyükse, * Saçınızda kırmızı hatlar çıkıyorsa, * Yüksek taşıyorsanız,
* Karnınız karpuz gibiyse,
* Tatlılara aş eriyorsanız,
* Meyvelere aş eriyorsanız,
* Portakal suyuna aş eriyorsanız,
* Hamilelik dönemi boyunca normal zamanki kadar iyi görünmüyorsanız,
* Hamilelik dönemi boyunca normalden daha huysuzsanız,
* Yüzünüz normalden daha çok patlaksa,
* Ekmeğin ucunun tepesini yemeyi reddediyorsanız,
* Göğüsleriniz gerçekten büyüdüyse!
* Siz uyurken yastıklarınız güneye bakıyorsa,
* İdrarınız donuk sarı rengindeyse,
* Alyansınızı göbeğinizin üzerine tuttuğunuzda bir taraftan öteki tarafa hareket ediyorsa,
* Yaşınıza gebe kalma tarihinizi, gebe kaldığınız ayın rakamını eklediğinizde tek sayı çıkıyorsa, bebeğiniz kızdır.

02 Ocak 2008 Çarşamba

DOĞUM KONTROLÜ İLE İLİGİ YANLIŞLAR

Cinsellik toplumumuzda her zaman tabu olarak kabul edilmiş ve maalesef bu konuda yeterli eğitim sağlanamamıştır. Hal böyle olunca da kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle doğum kontrolü ve cinsel yaşantı hakkında insalar ahkam kesiyorlar. İşte gebelikten korunmayla ilgili çok yapılan yanlışlar.
Cinsel ilişkiden sonra vajinanın yıkanması (vaginal lavaj) hamileliği önler! Gebelikten korunurum düşüncesi ile vajinal duş işlemi için çeşitli deterjanlar kullananlar bile var. Vajinanın içinin yıkanması belli bir yere kadar sperm temizliğini sağlar ama kesinlike gebelik önleyici değildir.
· İlk cinsel ilişkide hamilelik olmaz! İlk cinsel ilişkide kızlık zarının yırtılması ve kanama nedeniyle hamilelik oluşmayacağına dair yanlış bir inanış vardır. İlk ilişkide de eğer yumurtalama günlerine denk gelmiş ise, hamile kalma riski vardır.
· İlişkiden sonra ayağa kalkılırsa hamilelik önlenir! İlişkiden sonra kadın ayağa kalkarsa spermler rahim içine giremeyecek, böylece hamilelik oluşmayacaktır. Bu şekilde gebelikten korunabileceğini düşünen pek çok insan mevcut. Gebe kalmak isteyen pek çok kadın ilişkiden sonra spermler dışarı çıkmasın diye kalça altına yastık koyarak veya ayaklarını havaya kaldırıp duvara dayayarak uzun süre yatar pozisyonda kalır ki gebelik meydana gelsin. Fakat ayağa kalkıldığın bir kısım sperm dışarı çıksa bile hepsi çıkmayacağından ve spermlerin çok hızlı hareket etmesinden dolayı haznede veya vajen girişinde kalan spermler de gebeliği meydana getireblir. Doğum kontrolü için bu da diğerleri gibi yanlış bir yöntemdir.
· Orgazm olunmasa hamilelik oluşmaz! Yaygın bir inanışa göre ancak ik meninin bir araya gelmesiyle gebe kalınabilir. Eğer kadın orgazm olmamış ise gebelik olmayacaktır. Ama gebeliğin kadının orgazm olması ile direkt olarak bir bağlantısı olmadığından kadın orgazm olmasa da gebe kalma riski vardır.

VAJİNAL DUŞ İŞE YARAR MI ?

Vajinal duş yanlış bir inanışla gebeliği önlemek için kullanılır bir çok kadın tarafından. Ama cinsel ilişki sonrası spermler çok hızlı hareket ederek rahime ulaşarak gebe kalmayı sağlayabilir. Ayrıca Vajinal duş sağlıksız bir durum olduğundan enfeksiyona sebep olabilir veya var olan enfeksiyonun şiddetlenmesini sağlayabiilir. Eğer kötü kokulu bir akıntınız var ise veya herhangibir rahatsızlık olduğunu düşünüyor iseniz mutlaka ve mutlaka bir hekime başvurmanız en sağlıklısı olacaktır. Vajianl duş nedir? Hemen onu cevaplayalım. Bol tazyikli su ile vajina içinin yıkanması anlamına gelmektedir. Vajinal duş çoğunlukla adet sonrasında temizlenme ve cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek amaçlı kulanılabiliyor ama bu bir çözüm olmadığından vajinal duş genellikle önerilen bir önerilen bir işlem değildir. Eğer şüpheli bir ilişkiniz olmuş ise veya vajinal enfesiyonunuz var ise doktorunuzun tavsiye ettiği özel solüsyonlarla temizliğinizi yapmanız daha uygun ve sağlıklı olacaktır.

23 Aralık 2007 Pazar

VAJİNAL KURULUK VE AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ

Artık kadın doğuran ve erkeği menun eden bir obje olmaktan çıkmış durumda. Evli çiflerin bir çoğu cinselliği beraber yaşayıp beraber keyif almak istiyorlar. Ama bu her zaman mümkün olmuyor tabiki. Avjianl kuruluk ve ağrılı cinsel ilişki kadınlara keyif vermekten çok cinsel hayatı adeta cehenneme çeviriyor.

VAJİNAL KURULUK : Sağlıklı bir cinsel ilişki için vagina kayganlaştırılmış olmalıdır. Vagina girişinde ve rahim ağzındaki özel salgı bezleri sümüksü kıvamda kaygan bir sıvı salgılayarak vajen kayganlığını sağlamaktadırlar. Bu salgı cinsel ilişki öncesinde kadını cinsel olarak uyarılmasıyla cinsel birleşmeye hazırlar. Bazı durumlarda vagina kayganlığı yeterli olmaz ve vajinal kuruluk yakınması oluşur. Böyle bir durumda cinsel ilişki beklenen düzeyde değildir ve kadın açısından ağrılı olabilir. Vajinal kuruluk yakınması genellikle menopoz sonrası yıllarda kadınlık hormonu olarak bilinen Östrojen eksikliğine bağlı olarak oluşur ve menopoz tedavisi ile giderilir. Ancak normal erişkinlik yıllarında da vajinal kuruluk yakınması olabilir.
Üreme çağında vajinal kuruluk nedenleri: Yeterli cinsel uyarının olmaması , Cinsel isteksizlik, Depresyon, Vajinal enfeksiyonlar, Hormonal dengesizlikler (hiperprolaktinemi), Emzirme (laktasyon) dönemi vajinal kurulukta etken sebeplerdir.
AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ : Dispanori adıyla anılan ağrılı cinsel ilişki cinsel birleşme sırasında ağrı hissetmek olarak açıklanır. Ağrının nedeni organik bir rahatsızlık olabileceği gibi, psikolojik de olabilir. Bunun ayrımı ise jinekolojik muayene ile yapılır.Disparoni eğer ilk cinsel ilişki deneyiminden beri varsa birincil, sonradan ortaya çıkmışsa ikincil adını alır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir.
Yüzeyel disparoni vajina girişinde, derin disparoni ise penisin girmesiyle birlikte vajinanın derinlerinde ortaya çıkan ağrıdır ve bu ayrım da tanı açısından önemlidir. Derin disparonide ağrı alt karın bölgesinde yaygın olarak hissedilir. Ağrı genellikle vajina ya da kasık bölgesinde gelişiyor. Disparoniden yakınan kadınlar, acının verdiği korkuyla cinsel ilişkiye girmekten kaçınabiliyor. Hatta ağrının çok şiddetli olması, vajinal kasların, ilişkiye girilmesine engel olacak kadar sıkı kasılmasına bile yol açabiliyor. Dispanoriye yol açan sebepler şöyle sıralanıyor.
1-Vajinal bölgede ya da rahimde gelişen enfeksiyonlor. Örneğin herpes simpleks enfeksiyonu (genital uçuk) ya da vajinit.
2-Vajinada, rahimde veya yumurtalıkta gelişen kitle ve tümörler.
3-Vajinada yabancı cisimlere karşı oluşan alerjiler.
4-Endimotriozis (iç genital bölgedeki organlarda oluşan yapışıklıklar.)
5-Yeterince hazır olunmadan ilişkiye girme ve buna bağlı vajinada oluşan tahriş.
6-Menopoz döneminde vajinada oluşan kuruluk.
7- Kızlık zarıyla ilgili sorunlar. Örneğin kızlık zarının yapısal olarak sert olması.
8-Ender olarak görülse de doğumsal vajina kusurları.
9-Psikolojik sorunlar.
Disponori basit bir enfeksiyondan kaynaklanabileceği gibi çok ciddi bir problemden dolayı da meydana geliyor olabilir. O yüzden böyle bir durumla karşılaştığınız zaman vakit kaybetmeden bir hekime başvurmanız gerekiyor.

MYOM (MİYOM)

Latince yazılışı MYOM olmasına karlışık bilinen adıyla Miyom veya halk arasındaki yanlış söylemiyle Miyon olarak bilinen rahim hastalığı olan Miyomlar her yüz kadından birinde görülen bir hastalıktır. Kansere dönüşme ihtimali çok düşük olduğundan dolayı iyi huylu tümörler olarak adlandırılırlar. Ama nadiren de olsa ağrılı bir şekilde kansere dönüşme ihtimali vardır. MİYOM rahimde bulunan ve doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlayan kas kütlesinden üreyen tümörlere denir. Gebe kadınlarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Miyomların bir kısmı rahmin dışına doğru büyürler ve genelikle kadına bir rahatsızlık vermezler. Herhangi bir belirtileri yoktur. Ancak jinekolojik muayene ve ultrason muayenesinde görülebilirler. Ama iç kısma doğru büyüyen miyomlar adet kanamalarında çoğalma ve düzensiz kanamalarla kendilerini belli ederler. Miyomlar genellikle kalıtsal olurlar. Miyom kadınlık hormonu olan östrojenle direk ilgili bir rahatsızlıktır. Östrojenin arttığı durumlarda miyomlar da büyür. Menopoz döneminde ise küçülür ve büyümeleri durur.Rahim duvarının içine veya dışına doğru büyüyen miyomlar 5 cm geçtiği zaman cerrahi müdehale yapılır. Rahiminde miyom bulunan kadınların 6 ayda bir doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Miyomu olan kadınlara östrojen içeren tedaviler uygulanamaz. Miyomun 6 ayrı türü vardır. Bunlar :
Submuköz Myom: Hemen rahmin içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir. Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir.Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.
İntramural Myom: Rahimi oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom büyüdükçe rahim de büyür.
Subseröz Myom: Rahimin dış yüzünden kök alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama problemi yaratmaz.
Saplı Myom: Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir.Eğer myom kendi etrafında döner ise sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myomda dejenerasyon meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna sessile tipte myom adı verilir
İnterligamentöz Myom: Rahmi yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir. Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.
Paraziter Myom: Büyüyen myom başka bir organa yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir.

RAHİM KANSERİ

Kanser anormal vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalarak sağlam vücut dokunu sarmasıyla meydana gelen bir hastalıktır. Kadınlarda meme kanserinden sonra en çok görülen ikinci kanser türü rahim kanseridir. En yagın belirtileri menopozdan sonra vajinal kanama, ve kötü kokulu akıntıdır. Rahim kanseri daha çok, çok fazla doğum yapmış kadınlarda ve fazla sayıda düşük yapan kadınlarda görülen bir hastalık türüdür. Rahim kanseri Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelir.
Rahim kanseri en sık rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Bu tabaka her adet döneminde değişikliğe uğrar. Menopoz döneminde ise rahmin iç tabakası olan endometriumda meydana gelen değişimlerle sonlanır. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur. Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.
Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanseri meydana getiren nedenler çok net olarak bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Günümüzde kanserin tedavisi mevcuttur. Ama erken teşhis edilmesi şartıyla. Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Rahim kanseri açısından risk teşkil eden durumlar şunlardır.
Şişmanlık, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteronla birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilacın kullanımı,geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri oluşumunda risk faktörleridir.
Rahim kanserini teşhisi oldukça kolaydır. Menopoza girmiş bir kadının vajinal kanaması var ise bu durum rahimin kürete edilerek biyopsi alınması ve ve alınan örneğin patolojik incelemesi sonucu hemen teşhis edilebilir. Rahim kanserinde en önemli tedavi yöntemi cerrahi girişim ile rahimin alınmasıdır. Patoloji sonucunda kanserin tekrarlamsı ihtimali yüksek olan hastalara radyoterapi yani ışın tedavisi uygulanır. Fakat kanser ilerlemiş bir durumda ise ve cerrahi yapılamıyor ise tek başına ışın tedavisi uygulanabilir. Kemoterapi halk arasında kanser tedavisinde kullanılan bir yöntem olarak bilinse de tedavisinin erken dönemlerinde uygulanan bir yöntem değildir. Ancak çok ilerlemiş vakalarda kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanabilir. Unutmayınız ki ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR. O NEDENLE KANSERDEN DEĞİL GEÇ KALMAKTAN KORKUNUZ !

MENOPOZ

Menopoz tıbbi olarak ergenliğe geçişle başlayan adet kanamasının bitmesi ve doğurganlık özelliğinin sona ermesi olarak tanımlanabilir. Bir kadının ortalam olarak menopoza girme yaşı 49 yaş olarak belirlenmiştir. Ama beşyıl önce ve beş yıl sonra meydana gelen menopozlar da tıbbi olarak normal sayılmaktadır. Menopoz genetik bir durum olduğundan bir çok şeyden etkilenmez ama günde bri paket ve üzeri sigara içen kadınlar üzrinde yapılan araştırmalarda menopozun 1-2 yıl daha önce başladığı görülmüştür. Menopoz yaşını aşağı yukarı tahmin etmek için annenin menopoz yaşı baz alınabilir Çünkü bir çok araştırma anne ve kızının hemen hemen aynı yaşlarda menopoza girdiğini göstermektedir. Hiç doğum yapmamış kadınlarda ise menopoz yaşının daha öne geldiği görülür. Menopozon en çok biliene belirtileriini başında ateş basması gelir. Bu ateş basmaları çoğu zman nöbetler halindedir. Bunun yanında huzursuzluk, asabiyet, halsizlik, vücutta genel ağrı, gezci ağrılar gibi şikayetler sayılabilir. Menopoz döneminde şikayetlerin çoğu Menopoza girilmesiyle birlikte eksilen östrojen hormonunun kıtlığıdır.
Menopoz bir çok kadın için hayatın ve kadınlığının sonu olarak algılanır. Aslında bu durum bir hastalık veya kabus değil aksine kadın için özgürlüğün başlangıcıdır. Bazı sorunlar yaşadığınız için hayata küsmek yerine öncelikli yapmanız gereken şey bir hekim kontrolüne girerek hayatınızı daha sağlıklı geçirmek üzere alacağınız tedaviler ve önerilerdir. Kadınlığınızın sonu olmayan menopoz döneminde cinsel açıdan çok daha aktif olabileceğiniz de diğer bir gerçek. Çünkü menopozla birlikte kaybedilen sadece doğurganlığınızdrı. Ve bu dönemde hamile kalacağım sıkıntısı olmadan çok ahatlıkla cinselliğinin yaşayarak hayat yeniden ve farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayabilirsiniz.
Tabi bu arada işin iyi yanları kadar kötü yanları da yok değil. Östrojen hormonunun çok düşük seviyelerde olması nedeniyle başta kalp hastalıkları olmak üzere kemik erimesi, şeker ve tansiyon gibi hastalıkların da ortaya çıkması mümkün menopoz döneminde. Menopoz ile ilgili hiç bir şikayetiniz olmasa bile diğer hastalık riskleri için mutlaka bir hekimle görüşmeniz ve belirli dönemlerde gereken tetkik ve muayenelerinizi yaptırmanız gerekir.
Bir de tıbbi müdehaleler ve bazı hastalıklar onucunda erken yaşta menopoza giren kadın var. Bu burumda da normal zamanda menopoza giren kadınlara yapıan uygulamarın aynısı yapılır. Farklı bir tedavi süreci yoktur.

MAMOGRAFİ

Mamaografi belirli bir yaştan sonra veya memede normalin dışın herhengi bir durum tespit edildiğinde detaylı meme filminin radyolojik olarak çekilmesi işlemidir. Yani bir çeşit düşük dozda radyasyon içeren meme röntgenidir. Kesin teşhiş için şart olan bu basit ama etkili uygulama pek çok durumda hayat kurtarıcıdır. 40 yaşını geçmiş olan her kadının mutlaka yılda bir veya en geç 2 yılda bir mamagrafi çektirmesi gerekmektedir. Mamaografi çeklirken meme iki tabla arasında sıkıştırılacağı için kadınların adet döneminin bitişini takip eden haftada çekilmesi önerilir ki meme hassasiyetinden dolayı kadının canı yanmasın. Mamografi çekileceği zaman filmin görüntü kalitesini etkileyecek ve hekimin yanlış değerlendirme yapmasına neden olabilicek koltuk altı deodorantları ve pudra gibi kozmetik ürünleri kullanılmamalıdır.

KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ

Meme kanseri her kadının korkulu rüyası. ama eğer kadınlarımız bu konuda bilinçlendirilir ve ne yapmaları gerektiği kendilerine öğretirli ise bir çok kadın erken teşhis ile yaşama şansına sahip olur. Yaşınız kaç olursa olsun doğurganlık özelliği kazanmış bir kadın iseniz her ayın belirli günlerinde yani adetinizin 5.-7. günlerinde ayda bir defa kendi kendinize meme muayenesi yapabilirsiniz. am hatırlatmamız gereken bir şey daha var. Meme muayenesi usulüne uygun yapılmalıdır. Meme muayenesi 3 şekilde yapılır.
1- MEMELİRİN GÖZ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ : Kendi kendine muayenenin ilk basamağı olan bu işlemde ışıklandırması iyi olan bir odada çılak olarak bir ayna karşısına geçin. Sol taraftaki resimde olduğu gibi elleriniz kalçalarınızdayken avuçlarınızı önde sıkarken, kollarınız yanlarda serbest sallanır durumdayken, elleriniz havadayken (sağ taraftaki resim) ve vücut öne serbestçe eğilmiş durumdayken, toplam beş ayrı pozisyonda her iki memenizi aynada iyice inceleyin. Bu incelemenin toplam beş ayrı pozisyonda yapılmasının amacı meme dokusunun arkasında kalan kasların çeşitli pozisyonlarda farklı şekilde kasılmasının ve böylece meme dokusundaki muhtemel tümör oluşumların gözle görülebilir hale gelmesinin sağlanmasıdır. Memedeki habis kitleler çoğu durumda memeye sabit bir duruş kazandıran Cooper bağlarının ve meme arkasındaki kasların işlevlerini bozar ve bu durum memeye çeşitli pozisyonlar verilerek belirgin hale getirilebilir.
ELLE MEME MUAYENESİ : Elle mem muayenesinde meme dokusunda normalde varolan meme dokusu ile olmaması gereken bir dokunun ayrımı önemlidir. Elle değerlendirmede meme dokusu asla baş ve işaret parmağı arasında sıkılmamalı, elin baş ve serçe parmakları dışında kalan üç parmağı meme dokusu üzerine yerleştirilerek tarama parmakların hassas olan iç yüzeyleriyle dokuyu hissederek yapılmalıdır. Meme dokusunun tümüyle taranması, memenin koltukaltından göğüs kemiğine, köprücük kemiğinden memenin alt sınırına kadar tüm alanların dikkatlice hissedilerek taranması demektir. Bu amaca yönelik olarak parmak uçlarınızı meme üzerinden kaldırmadan memenin tamamını ya daireler çizerek, ya yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarayarak ya da merkezden dışa tarayarak değerlendirebilirsiniz. Çoğu kadına yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarama daha kolay gelir. Siz de deneyerek kendiniz hangi yöntemin daha kolay geldiğini bulabilirsiniz. Muayeneyi yaparken parmaklarınızı yalnızca cilt üzerinde kaydırmanız bulgu vermez. Her memede her taramayı toplam üç kez hafif, orta ve şiddetlice bastırarak tekrarlayın.
2- YATAR POZİSYONDA MEME MUAYENESİ : Memelerinizi yatar pozisyonda elle değerlendirmek için sırtüstü yatın. Sağ omzunuzun altına bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirdikten sonra sağ elinizi başınızın altına koyun. Bu aşamada meme dokunuz bir yana doğru kaymamalı ortada durmalıdır. Daha sonra sol el parmaklarınızla memenizi yukarıda anlatıldığı şekilde tümüyle tarayın. Sağ memenizin değerlendirmesini tamamladıktan sonra şimdi de aynı işlemleri sol memenizde gerçekleştirin. Yatar pozisyonda elle muayenede kayganlığı artırmak için pudra kullanmanız faydalı olabilir.
3-AYAKTAYAKEN ELLE MEME MUAYENESİ : Bu muayene ideal olarak duş altındayken sabunlu elle yapılır. Zira suyun ve sabunun etkisiyle meme dokusundaki muhtemel kitleler çok daha kolay ulaşılır hale gelirler. Ayakta muayenede şekilde görüldüğü gibi önce sağ elinizi ensenize yerleştirin ve yatar pozisyonda elle değerlendirmede yaptığınız işlemleri önce sağ memeniz için sonra da sol memeniz için tekrarlayın. Ayakta yapılan muayene özellikle üst dış kadrandaki kitlelerin daha iyi fark edilmesini sağlar. Meme kanserlerinin %60-70'i meme dokusunun en yoğun olduğu bu bölgede görülür.
Tüm bu işlemler sonucunda : Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle, Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği, Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması, Memenin şeklinde değişiklik, Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik, Meme başında ortaya çıkan akıntı gibi bir değişiklik far ettiğinizde hemen bir uzman hekime başvurarak gereken tetkikleri yaptırmanız ve gerekirse tedaviye hemen başlamanız gerekmektedir.








MEME KANSERİ

Meme kanseri dünyada kadın ölümleri arasında birinci sırada yer alan bir hastalık ve maalesef pek çok kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmekte. Ama işin bir diğer tarafı da var ki meme kanseri çok kolaylıkla tanımlanabilmekte ve erken teşhis edilirse hayat kurtarılmakta. Bir çok hayatının belirli evrelerinde memsinde bir ağrı veya sertlik hissedebilir. Tabi bu ağrı ve sertliklerin hepsi kanser değildir. ama böyle bir durum farkedildiğinde hemen bir uzman hekime başvurarak sorunun ne olduğu anlaşılmalıdır. eğer kötü bir durum söz konusu ise de mutlaka hemen tedavisine başlanmalıdır. Öncelikle meme kanserinin ne olduğunu öğrenelim.
Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları oluşturan hücrelerin, kontrol dışı çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine MEME KANSERİ denir.
Meme kanseri riski için belirlenmiş bir kaç risk öğesi vardır. Şimdi sırayla onları tanıyalım.
1-Yaş: İleri yaş meme kanseri için önemlibir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş ve üzrinde olan kadınlardır. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve öncelikle bir meme ultrasonu hemen arkadında mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir.
Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar.
Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.
Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır. Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir
Sosyo-ekonomik seviyenin yüksekliği : Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir.
Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolu altında yapılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.
Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir.
Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.

KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)

Osteoporoz yani halk arasıda bilinen adıyla kemik erimesi hastalığı özellikle kadınları vuran ve yaşılık döneminde zorluklarla karşılaşmasını sağlayan bir kemik hastalığıdır. Menapoz döneminde vücudun yetirince östrojen salgılaması sonucu daha çok görülür. Kemik erimesi kemik yoğunluğunun kaybolarak kemiklerin zayıflaması anlamına gelir. Menopoz sonrası osteoporozdan korunmak için hormon tedavisi öneriliyor. Fakat her kadın bazı sağlık sorunlarında dolayı hormon takviyesi alamayabilir. Süt ve süt ürünleri, balık ve yumurtanın yanısıra kırmızı et yerine sebzeli yiyeceklerin tüketilmesi gerekiyor. Günde 1-2 gram kalsiyum tabletlerinin, emilim bozukluğu da varsa D vitaminiyle birlikte alınmasının yararlı olacağı belirtiliyor. Kemik erimesini gençlik dönemlerimizde alacağımız bir kaç küçük önlem ile ya kısmen ya da tamamen yenmek mümkün. Öncelikle düzenli ve sağlıklı bir beslenme şart. Sadece beslenme yerterli olmuyor tabiki. Hareketli bir yaşam da önemli. Fırsat buldukça koşun, yürüyün, atlayın, zıplayın ki kemik yoğunluğunuz artsın. Bu da ileride daha rahat etmenizi sağlayacaktır. Menapoz döneminde de mutlaka hareketli bir yaşam tarzı seçin. Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırırken hekimibize sizin için ideal sporları da sormayı ihmal etmeyin.
Özellikle yaşlılıkta ortaya çıkan kemik erimesi (osteoporos) hastalığına karşı en etkin ilacın soğan olduğu bildirildi.
Tarım ve Gıda Kimyası isimli bilimsel dergide yer alan bir araştırmanın sonuçlarına göre, fareler üzerinde yapılan deneyler, beyaz kuru soğanda bulunan bir bileşimin kemikleri güçlendirdiğini ve kemik erimesini önlemede faydalı olduğunu ortaya koydu.
Kemikleri sağlam ve sağlıklı tutmanın başlıca yolunun sağlıklı beslenme, içki ve sigaradan uzak durma ve şişmanlığı önleyecek ölçüde egzersiz yapmak olduğunu söyleyen araştırmacılar, kuru beyaz soğanda bulunan ve GPCS adını verdikleri bir bileşimin kemik erimesine karşı son derece etkin olduğunu kaydettiler. Yine yapılan bir başka raşatırma sonucunua göre somon balığı da kemik erimesini önlemeye yardımcı bir besin olarak gösteriliyor.

22 Aralık 2007 Cumartesi

ADET DÜZENSİZLİĞİ

Genelde düzenli adet gören kadınların düzenli yumurtladıkları kabul edilir. Ancak kadının düzensiz adet olası, kilo alması ve kıllanma şikayetinin olması, yumurtlama bozukluğunun bir belirtisi olabilir. İlk adet görüldüğü zamanlarda 1-2 yıl boyunca adet düzensizliği görülmesi tıp açısından normal karşılanan bir durumdur. Ancak daha sonraki yıllarda herhangi bir sorun yok ise normale dönmesi gerekir. Eğer adet düzensizliğiniz günlerin aksaması ile sınırlı değil ise ve durum aylara yıyılıp 1-2 ay boyunca adet görmüyor iseniz mutlaka bir hekime başvurarak sorunun kaynağını öğrenmeniz gerekmektedir. Eğer adet düzensizliğiniz nedeniyle bir hekime başvurup tedavi almaya başlamamışsanız adet düzensziliklerinizi kilo alma, yüzünüzde yağlanma ve kıllanma takip edecektir. Kadınlarda adet görme yaşı ırka, soyundaki kadınların adet görme yaşına ve bir çok nedene göre değiştiğinden, ilk adet görmeye başladığınız yaştan itibaren 2 yıl sonrasında hala adet düzensizliğiniz devam ediyor ise mutlaka uzman bir doktora başvurarak tedavi olanaklarını araştırmaları gerekmektedir. Çünkü adet düzensizliği kadınların ileride çocuk sahibi olmalarını engelleyecek durumlarla karşılaşmalarına neden olabilir.

GEBE KALMA ŞANSININ YÜKSEK OLDUĞU DÖNEMLER

Kadınlarda adet kanamasının başladığı gün 1. gün olarak kabul edilirse, 10-19. günler arasındaki dönem gebe kalma şansının yüksek olduğu günlerlerdir. Bu dönemde östrojen hormonu yükselerek kadındaki vajinal salgıyı artırır. Ayrıca bu dönemde kadınlardaki cinsel arzu daha fazla olduğundan kadın vücudunda ve beyninde üremeya yönelik fizyolojik bir değişim olarak algılanır. Gebe kalmak istiyorsanız yumurtlama döneminizi daha iyi takip etmeniz gerekir. Bunun için de ağızdan ya da koltuk altından derece ile günlük ısı takibi yapılabilir. Isının yarım derece yükseldiği dönem, yumurtlamanın olduğu dönemdir ve bu dönemde ilişkiye girilmesi gebelik şansını artırır. İlişki sonrası hemen yıkanmamalı, yaklaşık 20 dakika kadar uzanılmalıdır. Eğer ısı ölçümü yaparak takip edemiyorsanız ideal yöntem adetin 1. gününden itibaren sayarak 10+-19. günler arasında gün aşırı (2 günde bir) cinsel ilişkide bulunmaktır.

YUMURTLAMA GÜNÜNÜN HESAPLANMASI

Adet her kadında farlılık gösteren bir dönemdir. O yüzden yumurtlama günleri de farklıdır. İki adet arasındaki süreden 14 gün çıkarıldığında bulunan gün, Kadının yumurtlama günüdür. Örneğin ; 30 günde bir adet gören kadının yumurtlama günü : 30-14 = 16. gün olur. 16. Gün adetin başladığı ilk günden itibaren 16. gündür. Kadının gebe kalma süreci hesaplana yumurtlama gününden önceki 4 günü ve yumurtlama günüden sonraki 2 günü kapsar. Böylece bulunan günlerden itibaren gebelik isteniyor ise çiftlerin 2 günde bir 2-3 defa cinsel ilişkide bulunması gerekir. Hergün cinsel ilişkide bulunmak erkete sperm sayısını azaltacağından ve sperm kalitesini düşüreceğinden gün aşırı cinsel ilişki önerilmektedir.

GEBELİKTE YANLIŞ YAPMA KAYGISI

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, bebeğe çok önem veren ve onu ailenin devamının temel öğesi olarak sayan bir kültüre sahibiz. Tabi hal böyle olunca gebe kalan kadın ve baba adayı erkek bu konuda kendini sorumlu hissederek yanlış bir şeyler yapmama kaygısı içine giriyor.Bu yanlış ve doğrular ise hiç bir bilimsel dayanağı olmayan geçmişten günümüze uzana kulaktan dolma öğretiler oluyor sadece. Çiftler bu sebeple çok keyifli bir serüven olan gebeliği 9 aylık bir cehennem süreci olarak geçiriyorlar. Gebelik döneminde anne adayına; onu yapma, dışarıya çıka, uzanıp raftan bir şey alma, tencere kaldırma, kendini yorma, çıplak ayakla yere basma, şunu ye, bunu yeme, veya mutlaka şunu ye, bunu ye, şöyle davran şekline sürekli olarak bilgi bombardımanı yapılıyor. siin öncelikli yapmanız geren kulaktan dolma bilgileri dinlemek yerine gebeliği öğrendiğiniz ilk andan itibaren bu işin uzmanı olan hekimlere güvenmek ve aklınıza takılan herşeyi onlara sormaktır. Bebek haberini aldıktan sonra bu güzelim süreci ve mutluluğunu kendinize zehir etmeyin. Bu yanlış bilgilere kula verip gerçekten zaralı şeyleri doğru sanarak kendinize ve bebeğinize zarar vermeyin.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cinsellik yaşayan canlılar arasında insanlarda ve hayvanlarda doğal bir dürtüdür. İnsaları Düşünen hayvanlar olarak tanımlayan bilim, insan cinselliğinin de çok öneli olduğunu belirtmektedir. Cinsellik hayatı güzelleştirdiği kadar cinsel yolla bulaşan hastalıklardan dolayı bir kabusa da çevirebilir. Cinsel yönden aktif olan kadın ve erkeğin güvenli cinsel ilişkiyi tercih etmesi sağlığını koruması açısından çok önemlidir. Güvenli cinsel ilişkiden kastımız öncelikle cinsel birleşme sırasında komdom kullanılması, Hijyen şartlarına dikkat edilmesidir.
Peki nedir bu cinsel yolla bulaşan hastalıklar ? Öncelikle cinsel yolla bulaşan hastalıkların tanımını yapmak gerekir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar,
genellikle cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikropların neden olduğu üreme organlarının enfeksiyonlarıdır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünyada görülme sıklığı oldukça fazladır. Dünyanın pek çok bölgesindeoldukça önem taşıyan ve pek çok kişinin sıkıntı çekmesine sebep olana önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sorunun gerçek boyutları bir çok ülkede tam olarak bilinmemektedir. Ancak her yıl dünyada 250 milyondan fazla kişinin cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalığa yakalandığı tahmin edilmektedir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların oldukça sık görülmelerinin yanında, erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde bu hastalıkların neden olduğu ek bazı sağlık sorunları ile de karşılaşılmaktadır. Bu hastalıklar, cinsel eşlerden sadece birinin sağlık sorunu değildir. Korunmasız cinsel ilişki (kondom kullanmama) hastalığın sağlam eşe de bulaşmasına neden olur. Bunun yanında, tedavisi yapılmamış cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan hamile kadınların, doğum öncesi veya hemen doğum sonrası dönemde bebekleri de risk altındadır.
Kadın veya erkekte kısırlık, düşük, yenidoğan bebeklerde görülen bazı enfeksiyonlar, dış gebelik, genital organ kanserleri ve ölüm cinsel yolla bulaşan hastalıkların neden olduğu sağlık sorunlarındandır.
Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanların HIV (AIDS virüsü) ile enfekte olma olasılığı daha yüksektir.
Bu grup hastalığın tıbbi önemi yanında, gerek sosyal gerekse ekonomik olumsuz etkileri de gözlenmektedir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kan yoluyla da bulaşabilmektedir. Hepetit B ve Hepatit C, AİDS,
ve Frengi mikrobu kanda da bulunduğundan cinsel ilişki dışında kan yolu ile de bulaşabilen hastalıklardır. Bulaşmada kontrolsüz kan nakli, hijyen şartlarına uyulmadan yeterince steril edilmemiş enjektör ve iğneler, Temizli kuralların uygun olmayan şartlarda kullanılan veya steril edilen diş aletleri, kesici ve delici aletler de rol oynar. Damar içi uyuşturucu bağımlılarının kullandıkları şırınga ve iğneler ile bu hastalıkların bulaşma riski vardır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların HIV enfeksiyonu, hepatit B, sifiliz (frengi), gonore (bel soğukluğu), herpes ve klamidyoz adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bazen belirti yoktur ya da kişiyi rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Bazı enfeksiyonların virüsü erkekte daha aktif olduğundan kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak, tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olanlar, bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar.
Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa değişir. Bu süre günler ( bel soğukluğu ), haftalar ( klamidyoz,hepatit B ), aylar ( frengi ) ya da yıllar (AIDS) olabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılan belirtileri şunlardır.
Cinsel organlardan akıntı veya irin (iltihap) gelmesi.
Kadınlarda vaginada bazen normalde bulunan akıntının fazlalaşması. Akıntı su gibi, süt gibi, sarı veya yeşil renkte olabilir. Bazen fena kokuludur.
Cinsel ilişki sonrası kanama,
İdrar yaparken yanma, sızı, sık sık az miktarda idrara çıkma
Cinsel organ ve cevresinde kaşıntı,
Peniste ( erkek cinsel organı), vaginada ( hazne ) kabarcık, yara, siğil ve kızartı,
Kasık lenf bezlerinde şişlik,
Testislerden ( haya ) bir veya ikisinde birden ağrı,
Karın ağrısı.
Eğer şüpheli bir ilişki sonrasında cinsel bir hastalığa yakalandığınızı düşünüyorsanız mutlaka bir hekime danışmanız gerekir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli konu utanıp sıkılmayı bir tarafa bırakıp şüpheli durumu kontrol etmeniz ve gerçekten cinsel yolla bulaşan bir hastlığa yakalanmışsanız hemen tedavisini başlatmanızdır. Çünkü bu sadece sizi tehdit eden bir sorunu değil, birlikte olduğunuz tüm insanlarında sorunu haline gelecektir. Bu tür hastalıklarla karşılaşan insalara öneli bir kaç tavsiye;
Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız !
Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.
Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA
Cinsel ilişki sırasında mutlaka kondom (Prezervatif) kullanınız.
Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız.
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayınız.
Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini belleğinizden çıkarmayınız.
Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorunuz.
Başkalarının kullandığı enjektör ve iğneyi kullanmayınız. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyiniz.
Hamile kadınsanız, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
Günümüzde biline 40 tan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık vardır. Ama en çok bilinen ve en sık rastlanınlan hastalıklar şunlardır.
HIV enfeksiyonu ( AIDS ) : Korumasız Cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşır. Şu an için uygulanabilen geçici tedaviler dışında herhangi bir tedavisi yoktur. İnsanı adeta eriten bu hastalık aynı zamanda insanların toplumdan dışanmasına neden olmaktadır.
Hepatit B : Cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşan bir hastalıktır ve karaciğerde büyük tahribata sebep olur. En çok bilinen belirtisi sebepsiz yorgunluk ve ciltte-gözde sarı renktir. Gerkeli tedavisi zamanında yapılmaz ise Hepatit C ve siroza çevireceğinden ölümcül bir hastalıktır. Bilinen bir kaç tedavisi vardır.
Bel soğukluğu ( Gonore ) : Özellikle erkelerde aktif olan Gonere nin bilinen en yagın belirtisi üretral akıntıdır. Cinsel organdan alınanan akıntı örneğinin incelenmesi sonu khve çekirdeği şeklindeki enfeksiyon mikrobu görülürse Bel soğukluğu teşhisi konulabilir. Kadınlarda ise özellikle kasık ağrısı en yaygın belirtisidir. Eşlerin birlikte tedavi edilmesi gerekir.
Frengi : Hastalık; penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşır. Mikrobun sağlam kişiye bulaşmasından sonra ilk belirtiler 10 gün ile 3 ay içerisinde ortaya çıkar. Hastalıkta bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir santimetre boyutlarında , sert, ağrısız "şankır" adı verilen yaralar oluşur. Bu yaralar, genelde bakterinin ilk bulaştığı cinsel organlar etrafında oluşur. Mikrop daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir. Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşir.
Klamidyoz : Sağlam kişinin mikrop ile teması sonrası 1-3 hafta sonra belirtiler ortaya çıkar. Belsoğukluğu hastalığında olduğu gibi, bu hastalığa yakalanan kadınların çoğu herhangi bir belirti vermez, ama kişi bulaştırıcıdır. Hastalık, erkekte genellikle sabahları peniste bir damla şeffaf akıntı ile kendini belli eder. İdrar yaparken ağrı ve yanma duygusu olabilir. Kadınlarda vajinal akıntı görülebilir. Hastalığın antibiyotiklerle tedavisi mümkündür.
Kandidiyazis : Bir çeşit mantar hastalığıdır. Özellikle kadınlarda aktif bir enfeksiyon türüdür. Vajinal akıntı, kaşıntı ve kötü koku görülebilir. Kadın ve rekeğin birlikte tedavi edilmesi gerekir. Antibiyotik ve antifungal ilaçlarla tedavisi mümkündür. Tedavi edilmez ise kronik hale gelebilir.
Trikomoniyazis : Cinsel yolla bulaşan parazit hastalıkları içinde en sık görülen Trichomonas vaginalis enfeksiyonlarıdır. Kadın ve erkeklerin idrar ve üreme organlarında yaşayan bir parazittir. Kadınlarda genellikle vajen ve cinsel organ dudaklarında kaşıntı, yanma, sarı veya yeşil renkli, pis kokulu ve bol köpüklü bir akıntı görülür. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir. Bazen belirtisiz de seyredebilir. Erkeklerde genellikle belirtisiz seyreder. Ancak bazen kadınlardakine benzer belirtiler olabilir. Bu hastalığın tedavisi kolay ve ucuzdur.
Granuloma inguinale : Özellikle de erkeklerde görülür. Cinsel temastan yaklaşık 6 hafta sonra genital bölgede ağrısız, kırmızı kabartılar ortaya çıkar ve bunlar büyüyerek ülserleşir.
Cinsel organların üzerinde ya da yakınında bulunan bu sivilceler daha sonra bedenin başka yörelerine sıçrama eğilimindeki kapanmayan yaralara dönüşürler. Bu hastalığın etkili biçimde tedavisi mümkündür, uygun antibiyotikler ile 10- 15 günde gerçekleşebilmektedir. Fakat iyileşmenin üzerinden aylar hatta yıllar geçtikten sonra hastalığın yeniden ortaya çıktığı olur.
Genital herpes : Herpes, cinsel yoldan bulaşabilen ve "uçuk" türünden yaralar oluşturan bir hastalıktır. Etkeni, Herpes simpleks olarak bilinen bir virüstür. Enfekte kişiyle oral seks / cinsel ilişki sonucunda sıkça ortaya çıkar. Ağız içi ya da idrar yolları gibi yüzeylerden veya derideki çatlaklardan mikrobun girmesiyle oluşur.
Belirtileri erkeklerde ve kadınlarda aynıdır. Hafif veya şiddetli olabilir;
Soğuk algınlığı hissi,
sistemik bulgular (ateş, halsizlik gibi),
Kasıkta şişmiş lenf bezleri,
Baloncuklar oluşmadan önce kaşıntı ve yanma,
Ağızda veya cinsel organlarda ufak, ağrılı baloncuklar.
Primer ve tekrarlayan enfeksiyonlar sırasında uygun antiviral ilaçlar (ağızdan ve lokal) 7 – 10 gün, çok inatçı rekürran (tekrarlayan) enfeksiyonlarda düşük doz ve uzun süre (3, 6, 12, 24 ay) kullanılabilir. Enfeksiyon bölgesine konacak ılık çay torbası ya da bir buz kalıbıyla rahatlama sağlanabilir. Tuzlu su banyosu da etkili olabilir. Ancak, ilaçlar virüse karşı öldürücü olduğu halde, bu ev yapısı çareler yalnızca hastalığın belirtilerini hafifletmekle kalırlar.
Lenfogranuloma venerium : Cinsel temastan 1 ila 3 hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları yada sert kabarcıklar şeklinde başlayıp ülserleşen yaralar görülür. Ağrısızdırlar.
Yaralar erkekte;
tüm genital bölge (özellikle penis, sünnet derisi),
makat,
idrar yolları ağzında
kadında da yine;
tüm genital bölge (özellikle labia [vagina dudakları] kıvrımları, vajina),
makat civarı ve
idrar yolları ağzında görülebilir.
İdrar yaparken yanma ve makattan kanlı, iltahabi bir akıntı yapabilir. Tedavi edilmeyen hastalarda lenf damarlarının da tutulmasına bağlı olarak genital bölgelerde kalıcı şişliklere, makat iltahaplarına ve makatta darlıklara neden olabilir. Hastalığın bu ileri evreleri çok acılıdır.
Genellikle tek taraflı, nadiren de çift taraflı kasıklardaki bezelerde şişmeler görülebilir.
Ateş, kilo kaybı, artralji ( eklem ağrıları ), karaciğer ve dalakta büyümeler de eşlik edebilir. Uygun antibiyotikler ile iki haftada tedavisi mümkündür.

07 Aralık 2007 Cuma

GENİTAL HERPES

Kadınların cilsel yönden aktif olmaya başlamalaından itibaren karşı karşıya kaldıkları en büyük sorun cinsel yolla bulasan hastalıklardır. Herpes Simpleks ya da kısaca HSV virüsü de bu hastalıklardan bir tanesi sadece. Genital herpes 'Herpes simplex' adlı bir virüsten kaynaklanır. Virüs bulaşan insanların çoğu herhangi bir belirti olmadığı için hastalığının farkında olmaz.
Herpes simplex virüsünün (HSV) HSV-Tip1 ve HSV-Tip2 olmak üzere iki türü vardır. HSV-1 enfeksiyonu çoğunlukla yüz bölgesinde uçukların ortaya çıkmasına yol açar,buna karşın kimi zaman genital herpese de sebep olabilmektedir.
Genital herpesin belirtileriı genital organda uçuk (kabarcık, kızarıklık, ağrı, kaşıntı) çıkmasına benzer. Belirtilerin ilk ortaya çıkışının ardından, yeni belirtiler ortaya çıkabilir, ya da diğer adıyla "reküranslar" oluşabilir.
Genital herpes virüsü ile ilgili olarak kesin bir tedavi yöntemi bulunmamasına karşın, ilaç tedavisiyle virüs kontrol altında tutulabilir ve cinsel aktivitenin daha güvenli olmasıyla birlikte(kondom kullanılarak) enfeksiyonun eşlere bulaşma riski azaltılabilir.
Durumu kontrol altına alabilmeniz için yapılabilecek çok şey vardır. Öncelikle genital herpesi öğrenmekle başlayabilirsiniz.
Belirtileri :
Genital herpesin belirtileri herkeste aynı olmadığı için büyük değişiklikler gösterir. Herkesin deneyimi birbirinden farklıdır.
En sık görülen belirtiler şunlardır.
Genital bölgede (ve muhtemelen kaba et, sırt altı bölge ve kalçada) kaşıntı ya da ağrı
Genital bölgede ortaya çıkan, soyulan ve daha sonra kabuk bağlayan kabarcıklar
Kaba et, kalça ve kasık bölgesinde kabarcık ve uçuklar
Muhtemelen baş ağrısı, bitkinlik ve adale ağrıları
Daha az yaygın olmakla beraber, genital herpes ateşe de yol açabilir
Herpes virüsünü almışsanız eğer bu virüs ömrünüzün geri kalan kısmında vücudunuzda kalır. Virüs ilk ortaya çıktıktan sonra, tekrar kendini gösterene kadar (ki buna 'rekürans' denmektedir) omurga tabanındaki sinirlerde pasif olarak yaşar. Belirtilerle karşılaşan insanların çoğunda virüs birden fazla ortaya çıkar, uçuklar genellikle vücudun aynı bölgesinde ya da yakınında tekrar görülür. Çoğu vakada, bu tekrarlar ilk ortaya çıktığında olduğundan daha az şiddetlidir ve daha kısa sürer.
Tekrarlayan Uçukların Önlenmesi
Kimi insanlarda kabarcıklar görülmeden önce belli uyarı semptomları meydana gelebilir. Bu döneme "prodrom" adı verilir. Virüsün ortaya çıkacağının habercisi olan aşağıdaki uyarı semptomlarına dikkat ediniz:
Etkilenen bölgede kaşıntı, yanma ya da karıncalanma
Baş ağrısı ve Bitkinlik
Nezleye benzeyen semptomlar: ağrı ve sızılar, genel rahatsızlık hissi.
Virüsün yeniden ortaya çıkacağına yönelik ilk işaretler görüldüğünde antiviral ilaç tedavisi başlamanızda yarar vardır. Çünkü, ilaçlar ne kadar erken kullanılırsa o kadar etkili olur. Bir reküransın erken tedavisi ağrılı kabarcıkların gelişmeme olasılığını bile artırabilir.
İnsanların yaklaşık üçte biri daha şiddetli veya daha sık reküranslardan yakınmakta ya da reküransları özellikle can sıkıcı bulmaktadır. Bu bireyler supresif (baskılayıcı) tedavi ile - yani, düşük dozda antiviral ilaçlarla yapılan sürekli günlük tedavi - tedavi edilebilir. Supresif tedavi reküransların %80-90'ını önleyebilir.
HSV virüsünü Tetikleyici Etkenler
Belli tetikleyici etmenler, tekrarlayan atakları başlatabilir. Atak yaşayan insanlar aşağıdaki etmenlerin tetikleyici olabileceğini bildirmişlerdir:
Stres
Diğer hastalık, yaralanmalar ya da ameliyatlar
Menstruasyon gibi hormonal değişimler
Deride iritasyon (cinsel ilişki sırasında meydana gelen sürtünme dahil)
Sağlığınıza genel anlamda dikkat ederek bu durum üzerinde belli bir kontrol sahibi olabilirsiniz. Uygun beslenme düzeni, yeterli uyku, yeterli hijyen koşulları ve istirahat reküran ataklara karşı daha dayanıklı olmanızı sağlar.
Gebelikte ve herpes
Genital herpes çocuk sahibi olma yeteneğinizi etkilemez. Fakat, HSV'nin çocuğunuza geçme olasılığı bir endişe kaynağı olabilir. Eğer siz ya da eşiniz HSV-2 ile enfekte ise ve bebek bekliyor ya da bir çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşmalısınız.
Genital herpesin bir bebekte görülmesinin çok nadir bir durum olduğunu unutmayınız. Genital herpes ABD'de dünyaya gelen 2,000 bebekten sadece bir tanesini etkilemektedir - buna karşın beş hamile kadından biri genital herpese sebep olan virüs ile enfekte olabilmektedir.
Türkiye'de taşıyıcılık %5 oranındadır ve her 20 hamilelikten 1'inde genital herpes görülme riski mevcuttur.
Virüs bebek ana rahmindeyken çok nadiren bebeğe geçmektedir. Büyük tehlike doğum sırasında ortaya çıkmaktadır. Bebek doğum kanalındaki uçuk yaralarına temas etmek suretiyle enfekte olabilmektedir.
Eğer hamile kalmadan önce genital herpese yakalandıysanız:
Virüsün bebeğinize geçme riski çok düşüktür - yüzde 3'ten daha azdır.
Kanınızda bulunan antikorlar bebeğinizin virüse karşı direnç göstermesine yardımcı olur.
Bebek bekliyorsanız ve genital herpes geçmişiniz varsa, durumun izlenebilmesi için doktorunuzu durumdan haberdar ediniz.
Eğer virüs ilk kez hamilelik sırasında ortaya çıktıysa:
Herpes virüsü ile hamilelik sırasında enfekte olunduğunda virüsün çocuğa geçme riski daha yüksektir.

21 Kasım 2007 Çarşamba

SMEAR TESTİ


Smear (halk arasındaki bilinen adı ile simir ,esas okunuşu smir) testi Rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin yayma yapılarak bakılan bir testtir. Semar testi Rahim Ağzı kanseri taramasında en önemli testlerden birtanesidir. Her kadın Belirli dönemlerde Smear testi yaptırmalıdır. Önceleri 35 yaş ve üstü baz alınarak yapılan test günümüzde yaş sınırı baz alınmadan cinsel yaşamamın başladığı zaman baz alınarak yapılmaktadır. Tabi bu arada her kadının aynı dönemlerde smear testi yaptırması gerekmez. 18 Yaşından itibaren eğer cinsel yaşam balmışsa cinsel yaşamın başlangıcında, Yüksek risk grubundaki kadınlarda yılda 1 kere, düşük risk grubundaki kadınlarda 3 yılda bir kere, Kanser etdavisi gören kadınlarda kanser tedavisini takiben ilk 2 yılda 3 ayda bir, 3. yıldan itibaren ise 6 ayda bir smear testi yapılması gerekmektedir. Fakat, önemli bir konu da Smear taramalarında yanılma payı %25 oranındadır. Yani kötü huylu hücreler olduğu halde smear testinin iyi çıkma olasılığı %25 oranındadır. Burada Smear testinin alınış tekniğinden kaynaklanan hatalar ve testi değerlendirecek olan Patoloji uzmanının deneyimi çok önemli rol oynar.





RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI


Dünyada her yıl yaklaşık olarak 240.000 kadının ölümüne sebep olana Rahim Ağzı kanseri için uzun yıllardır çalışması sürdürülen aşı sonunda FDA tarafından aonaylandı. Bir çok kadın için umut kaynağı olan aşı özellikle Rahim ağzı kanserine sebep lana iki HPV virüsü üzerinde %100'e vaan oranda etkili olmakta. Çok yakın zamanda piyasaya çıkacak olana aşının 9-26 yaş gurubu arasında uygulanmaının daha iyi sonuç vereceği söyleniyor. Sebebi ise cinsel yönden aktif olan kadınlar HPV virüsünü cinsel yolla kapmaktalar. Rahim ağzı kanseri meme kanserinden sonra kadınlarda kanser ölümleri arasında ikinci sıra yer alıyor. Aşının onaylanmasıyla birlikte gelecek yılın sonunda piyasa da olması bekleniyor. Uygulama şekli ise 15 yaşında itibaren yılda 3 doz şeklinde olacak. Ypılan araştırmalar sonucunda HPV virüsünün ile ilgili istatistikler şu şekilde açıklamıştır.
- Cinsel açıdan aktif erkeklerin ve kadınların yaşam boyu HPV infeksiyonuna yakalanma riski en az % 50’dir.
-50 yaşına kadar, kadınların en az % 80’i edinsel genital HPV infeksiyonuna yakalanır.
-Olası yıllık insidans: Yılda 5.5 milyon Olası bulaştıran kişi sayısı : 20 milyon Güncel olarak, cinsel açıdan aktif 15-24 yaş arası bireylerin yaklaşık 9.2 milyonu infekte durumdadır. Bu yaş grubunda yeni HPV infeksiyonlarının oranı %74 olarak hesaplanmıştır.