23 Aralık 2007 Pazar

VAJİNAL KURULUK VE AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ

Artık kadın doğuran ve erkeği menun eden bir obje olmaktan çıkmış durumda. Evli çiflerin bir çoğu cinselliği beraber yaşayıp beraber keyif almak istiyorlar. Ama bu her zaman mümkün olmuyor tabiki. Avjianl kuruluk ve ağrılı cinsel ilişki kadınlara keyif vermekten çok cinsel hayatı adeta cehenneme çeviriyor.

VAJİNAL KURULUK : Sağlıklı bir cinsel ilişki için vagina kayganlaştırılmış olmalıdır. Vagina girişinde ve rahim ağzındaki özel salgı bezleri sümüksü kıvamda kaygan bir sıvı salgılayarak vajen kayganlığını sağlamaktadırlar. Bu salgı cinsel ilişki öncesinde kadını cinsel olarak uyarılmasıyla cinsel birleşmeye hazırlar. Bazı durumlarda vagina kayganlığı yeterli olmaz ve vajinal kuruluk yakınması oluşur. Böyle bir durumda cinsel ilişki beklenen düzeyde değildir ve kadın açısından ağrılı olabilir. Vajinal kuruluk yakınması genellikle menopoz sonrası yıllarda kadınlık hormonu olarak bilinen Östrojen eksikliğine bağlı olarak oluşur ve menopoz tedavisi ile giderilir. Ancak normal erişkinlik yıllarında da vajinal kuruluk yakınması olabilir.
Üreme çağında vajinal kuruluk nedenleri: Yeterli cinsel uyarının olmaması , Cinsel isteksizlik, Depresyon, Vajinal enfeksiyonlar, Hormonal dengesizlikler (hiperprolaktinemi), Emzirme (laktasyon) dönemi vajinal kurulukta etken sebeplerdir.
AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ : Dispanori adıyla anılan ağrılı cinsel ilişki cinsel birleşme sırasında ağrı hissetmek olarak açıklanır. Ağrının nedeni organik bir rahatsızlık olabileceği gibi, psikolojik de olabilir. Bunun ayrımı ise jinekolojik muayene ile yapılır.Disparoni eğer ilk cinsel ilişki deneyiminden beri varsa birincil, sonradan ortaya çıkmışsa ikincil adını alır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir.
Yüzeyel disparoni vajina girişinde, derin disparoni ise penisin girmesiyle birlikte vajinanın derinlerinde ortaya çıkan ağrıdır ve bu ayrım da tanı açısından önemlidir. Derin disparonide ağrı alt karın bölgesinde yaygın olarak hissedilir. Ağrı genellikle vajina ya da kasık bölgesinde gelişiyor. Disparoniden yakınan kadınlar, acının verdiği korkuyla cinsel ilişkiye girmekten kaçınabiliyor. Hatta ağrının çok şiddetli olması, vajinal kasların, ilişkiye girilmesine engel olacak kadar sıkı kasılmasına bile yol açabiliyor. Dispanoriye yol açan sebepler şöyle sıralanıyor.
1-Vajinal bölgede ya da rahimde gelişen enfeksiyonlor. Örneğin herpes simpleks enfeksiyonu (genital uçuk) ya da vajinit.
2-Vajinada, rahimde veya yumurtalıkta gelişen kitle ve tümörler.
3-Vajinada yabancı cisimlere karşı oluşan alerjiler.
4-Endimotriozis (iç genital bölgedeki organlarda oluşan yapışıklıklar.)
5-Yeterince hazır olunmadan ilişkiye girme ve buna bağlı vajinada oluşan tahriş.
6-Menopoz döneminde vajinada oluşan kuruluk.
7- Kızlık zarıyla ilgili sorunlar. Örneğin kızlık zarının yapısal olarak sert olması.
8-Ender olarak görülse de doğumsal vajina kusurları.
9-Psikolojik sorunlar.
Disponori basit bir enfeksiyondan kaynaklanabileceği gibi çok ciddi bir problemden dolayı da meydana geliyor olabilir. O yüzden böyle bir durumla karşılaştığınız zaman vakit kaybetmeden bir hekime başvurmanız gerekiyor.

MYOM (MİYOM)

Latince yazılışı MYOM olmasına karlışık bilinen adıyla Miyom veya halk arasındaki yanlış söylemiyle Miyon olarak bilinen rahim hastalığı olan Miyomlar her yüz kadından birinde görülen bir hastalıktır. Kansere dönüşme ihtimali çok düşük olduğundan dolayı iyi huylu tümörler olarak adlandırılırlar. Ama nadiren de olsa ağrılı bir şekilde kansere dönüşme ihtimali vardır. MİYOM rahimde bulunan ve doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlayan kas kütlesinden üreyen tümörlere denir. Gebe kadınlarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Miyomların bir kısmı rahmin dışına doğru büyürler ve genelikle kadına bir rahatsızlık vermezler. Herhangi bir belirtileri yoktur. Ancak jinekolojik muayene ve ultrason muayenesinde görülebilirler. Ama iç kısma doğru büyüyen miyomlar adet kanamalarında çoğalma ve düzensiz kanamalarla kendilerini belli ederler. Miyomlar genellikle kalıtsal olurlar. Miyom kadınlık hormonu olan östrojenle direk ilgili bir rahatsızlıktır. Östrojenin arttığı durumlarda miyomlar da büyür. Menopoz döneminde ise küçülür ve büyümeleri durur.Rahim duvarının içine veya dışına doğru büyüyen miyomlar 5 cm geçtiği zaman cerrahi müdehale yapılır. Rahiminde miyom bulunan kadınların 6 ayda bir doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Miyomu olan kadınlara östrojen içeren tedaviler uygulanamaz. Miyomun 6 ayrı türü vardır. Bunlar :
Submuköz Myom: Hemen rahmin içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir. Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir.Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.
İntramural Myom: Rahimi oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom büyüdükçe rahim de büyür.
Subseröz Myom: Rahimin dış yüzünden kök alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama problemi yaratmaz.
Saplı Myom: Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir.Eğer myom kendi etrafında döner ise sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myomda dejenerasyon meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna sessile tipte myom adı verilir
İnterligamentöz Myom: Rahmi yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir. Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.
Paraziter Myom: Büyüyen myom başka bir organa yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir.

RAHİM KANSERİ

Kanser anormal vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalarak sağlam vücut dokunu sarmasıyla meydana gelen bir hastalıktır. Kadınlarda meme kanserinden sonra en çok görülen ikinci kanser türü rahim kanseridir. En yagın belirtileri menopozdan sonra vajinal kanama, ve kötü kokulu akıntıdır. Rahim kanseri daha çok, çok fazla doğum yapmış kadınlarda ve fazla sayıda düşük yapan kadınlarda görülen bir hastalık türüdür. Rahim kanseri Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelir.
Rahim kanseri en sık rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Bu tabaka her adet döneminde değişikliğe uğrar. Menopoz döneminde ise rahmin iç tabakası olan endometriumda meydana gelen değişimlerle sonlanır. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur. Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.
Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanseri meydana getiren nedenler çok net olarak bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Günümüzde kanserin tedavisi mevcuttur. Ama erken teşhis edilmesi şartıyla. Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Rahim kanseri açısından risk teşkil eden durumlar şunlardır.
Şişmanlık, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteronla birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilacın kullanımı,geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri oluşumunda risk faktörleridir.
Rahim kanserini teşhisi oldukça kolaydır. Menopoza girmiş bir kadının vajinal kanaması var ise bu durum rahimin kürete edilerek biyopsi alınması ve ve alınan örneğin patolojik incelemesi sonucu hemen teşhis edilebilir. Rahim kanserinde en önemli tedavi yöntemi cerrahi girişim ile rahimin alınmasıdır. Patoloji sonucunda kanserin tekrarlamsı ihtimali yüksek olan hastalara radyoterapi yani ışın tedavisi uygulanır. Fakat kanser ilerlemiş bir durumda ise ve cerrahi yapılamıyor ise tek başına ışın tedavisi uygulanabilir. Kemoterapi halk arasında kanser tedavisinde kullanılan bir yöntem olarak bilinse de tedavisinin erken dönemlerinde uygulanan bir yöntem değildir. Ancak çok ilerlemiş vakalarda kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanabilir. Unutmayınız ki ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR. O NEDENLE KANSERDEN DEĞİL GEÇ KALMAKTAN KORKUNUZ !

MENOPOZ

Menopoz tıbbi olarak ergenliğe geçişle başlayan adet kanamasının bitmesi ve doğurganlık özelliğinin sona ermesi olarak tanımlanabilir. Bir kadının ortalam olarak menopoza girme yaşı 49 yaş olarak belirlenmiştir. Ama beşyıl önce ve beş yıl sonra meydana gelen menopozlar da tıbbi olarak normal sayılmaktadır. Menopoz genetik bir durum olduğundan bir çok şeyden etkilenmez ama günde bri paket ve üzeri sigara içen kadınlar üzrinde yapılan araştırmalarda menopozun 1-2 yıl daha önce başladığı görülmüştür. Menopoz yaşını aşağı yukarı tahmin etmek için annenin menopoz yaşı baz alınabilir Çünkü bir çok araştırma anne ve kızının hemen hemen aynı yaşlarda menopoza girdiğini göstermektedir. Hiç doğum yapmamış kadınlarda ise menopoz yaşının daha öne geldiği görülür. Menopozon en çok biliene belirtileriini başında ateş basması gelir. Bu ateş basmaları çoğu zman nöbetler halindedir. Bunun yanında huzursuzluk, asabiyet, halsizlik, vücutta genel ağrı, gezci ağrılar gibi şikayetler sayılabilir. Menopoz döneminde şikayetlerin çoğu Menopoza girilmesiyle birlikte eksilen östrojen hormonunun kıtlığıdır.
Menopoz bir çok kadın için hayatın ve kadınlığının sonu olarak algılanır. Aslında bu durum bir hastalık veya kabus değil aksine kadın için özgürlüğün başlangıcıdır. Bazı sorunlar yaşadığınız için hayata küsmek yerine öncelikli yapmanız gereken şey bir hekim kontrolüne girerek hayatınızı daha sağlıklı geçirmek üzere alacağınız tedaviler ve önerilerdir. Kadınlığınızın sonu olmayan menopoz döneminde cinsel açıdan çok daha aktif olabileceğiniz de diğer bir gerçek. Çünkü menopozla birlikte kaybedilen sadece doğurganlığınızdrı. Ve bu dönemde hamile kalacağım sıkıntısı olmadan çok ahatlıkla cinselliğinin yaşayarak hayat yeniden ve farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayabilirsiniz.
Tabi bu arada işin iyi yanları kadar kötü yanları da yok değil. Östrojen hormonunun çok düşük seviyelerde olması nedeniyle başta kalp hastalıkları olmak üzere kemik erimesi, şeker ve tansiyon gibi hastalıkların da ortaya çıkması mümkün menopoz döneminde. Menopoz ile ilgili hiç bir şikayetiniz olmasa bile diğer hastalık riskleri için mutlaka bir hekimle görüşmeniz ve belirli dönemlerde gereken tetkik ve muayenelerinizi yaptırmanız gerekir.
Bir de tıbbi müdehaleler ve bazı hastalıklar onucunda erken yaşta menopoza giren kadın var. Bu burumda da normal zamanda menopoza giren kadınlara yapıan uygulamarın aynısı yapılır. Farklı bir tedavi süreci yoktur.

MAMOGRAFİ

Mamaografi belirli bir yaştan sonra veya memede normalin dışın herhengi bir durum tespit edildiğinde detaylı meme filminin radyolojik olarak çekilmesi işlemidir. Yani bir çeşit düşük dozda radyasyon içeren meme röntgenidir. Kesin teşhiş için şart olan bu basit ama etkili uygulama pek çok durumda hayat kurtarıcıdır. 40 yaşını geçmiş olan her kadının mutlaka yılda bir veya en geç 2 yılda bir mamagrafi çektirmesi gerekmektedir. Mamaografi çeklirken meme iki tabla arasında sıkıştırılacağı için kadınların adet döneminin bitişini takip eden haftada çekilmesi önerilir ki meme hassasiyetinden dolayı kadının canı yanmasın. Mamografi çekileceği zaman filmin görüntü kalitesini etkileyecek ve hekimin yanlış değerlendirme yapmasına neden olabilicek koltuk altı deodorantları ve pudra gibi kozmetik ürünleri kullanılmamalıdır.

KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ

Meme kanseri her kadının korkulu rüyası. ama eğer kadınlarımız bu konuda bilinçlendirilir ve ne yapmaları gerektiği kendilerine öğretirli ise bir çok kadın erken teşhis ile yaşama şansına sahip olur. Yaşınız kaç olursa olsun doğurganlık özelliği kazanmış bir kadın iseniz her ayın belirli günlerinde yani adetinizin 5.-7. günlerinde ayda bir defa kendi kendinize meme muayenesi yapabilirsiniz. am hatırlatmamız gereken bir şey daha var. Meme muayenesi usulüne uygun yapılmalıdır. Meme muayenesi 3 şekilde yapılır.
1- MEMELİRİN GÖZ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ : Kendi kendine muayenenin ilk basamağı olan bu işlemde ışıklandırması iyi olan bir odada çılak olarak bir ayna karşısına geçin. Sol taraftaki resimde olduğu gibi elleriniz kalçalarınızdayken avuçlarınızı önde sıkarken, kollarınız yanlarda serbest sallanır durumdayken, elleriniz havadayken (sağ taraftaki resim) ve vücut öne serbestçe eğilmiş durumdayken, toplam beş ayrı pozisyonda her iki memenizi aynada iyice inceleyin. Bu incelemenin toplam beş ayrı pozisyonda yapılmasının amacı meme dokusunun arkasında kalan kasların çeşitli pozisyonlarda farklı şekilde kasılmasının ve böylece meme dokusundaki muhtemel tümör oluşumların gözle görülebilir hale gelmesinin sağlanmasıdır. Memedeki habis kitleler çoğu durumda memeye sabit bir duruş kazandıran Cooper bağlarının ve meme arkasındaki kasların işlevlerini bozar ve bu durum memeye çeşitli pozisyonlar verilerek belirgin hale getirilebilir.
ELLE MEME MUAYENESİ : Elle mem muayenesinde meme dokusunda normalde varolan meme dokusu ile olmaması gereken bir dokunun ayrımı önemlidir. Elle değerlendirmede meme dokusu asla baş ve işaret parmağı arasında sıkılmamalı, elin baş ve serçe parmakları dışında kalan üç parmağı meme dokusu üzerine yerleştirilerek tarama parmakların hassas olan iç yüzeyleriyle dokuyu hissederek yapılmalıdır. Meme dokusunun tümüyle taranması, memenin koltukaltından göğüs kemiğine, köprücük kemiğinden memenin alt sınırına kadar tüm alanların dikkatlice hissedilerek taranması demektir. Bu amaca yönelik olarak parmak uçlarınızı meme üzerinden kaldırmadan memenin tamamını ya daireler çizerek, ya yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarayarak ya da merkezden dışa tarayarak değerlendirebilirsiniz. Çoğu kadına yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarama daha kolay gelir. Siz de deneyerek kendiniz hangi yöntemin daha kolay geldiğini bulabilirsiniz. Muayeneyi yaparken parmaklarınızı yalnızca cilt üzerinde kaydırmanız bulgu vermez. Her memede her taramayı toplam üç kez hafif, orta ve şiddetlice bastırarak tekrarlayın.
2- YATAR POZİSYONDA MEME MUAYENESİ : Memelerinizi yatar pozisyonda elle değerlendirmek için sırtüstü yatın. Sağ omzunuzun altına bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirdikten sonra sağ elinizi başınızın altına koyun. Bu aşamada meme dokunuz bir yana doğru kaymamalı ortada durmalıdır. Daha sonra sol el parmaklarınızla memenizi yukarıda anlatıldığı şekilde tümüyle tarayın. Sağ memenizin değerlendirmesini tamamladıktan sonra şimdi de aynı işlemleri sol memenizde gerçekleştirin. Yatar pozisyonda elle muayenede kayganlığı artırmak için pudra kullanmanız faydalı olabilir.
3-AYAKTAYAKEN ELLE MEME MUAYENESİ : Bu muayene ideal olarak duş altındayken sabunlu elle yapılır. Zira suyun ve sabunun etkisiyle meme dokusundaki muhtemel kitleler çok daha kolay ulaşılır hale gelirler. Ayakta muayenede şekilde görüldüğü gibi önce sağ elinizi ensenize yerleştirin ve yatar pozisyonda elle değerlendirmede yaptığınız işlemleri önce sağ memeniz için sonra da sol memeniz için tekrarlayın. Ayakta yapılan muayene özellikle üst dış kadrandaki kitlelerin daha iyi fark edilmesini sağlar. Meme kanserlerinin %60-70'i meme dokusunun en yoğun olduğu bu bölgede görülür.
Tüm bu işlemler sonucunda : Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle, Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği, Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması, Memenin şeklinde değişiklik, Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik, Meme başında ortaya çıkan akıntı gibi bir değişiklik far ettiğinizde hemen bir uzman hekime başvurarak gereken tetkikleri yaptırmanız ve gerekirse tedaviye hemen başlamanız gerekmektedir.








MEME KANSERİ

Meme kanseri dünyada kadın ölümleri arasında birinci sırada yer alan bir hastalık ve maalesef pek çok kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmekte. Ama işin bir diğer tarafı da var ki meme kanseri çok kolaylıkla tanımlanabilmekte ve erken teşhis edilirse hayat kurtarılmakta. Bir çok hayatının belirli evrelerinde memsinde bir ağrı veya sertlik hissedebilir. Tabi bu ağrı ve sertliklerin hepsi kanser değildir. ama böyle bir durum farkedildiğinde hemen bir uzman hekime başvurarak sorunun ne olduğu anlaşılmalıdır. eğer kötü bir durum söz konusu ise de mutlaka hemen tedavisine başlanmalıdır. Öncelikle meme kanserinin ne olduğunu öğrenelim.
Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları oluşturan hücrelerin, kontrol dışı çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine MEME KANSERİ denir.
Meme kanseri riski için belirlenmiş bir kaç risk öğesi vardır. Şimdi sırayla onları tanıyalım.
1-Yaş: İleri yaş meme kanseri için önemlibir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş ve üzrinde olan kadınlardır. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve öncelikle bir meme ultrasonu hemen arkadında mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir.
Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar.
Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.
Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır. Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir
Sosyo-ekonomik seviyenin yüksekliği : Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir.
Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolu altında yapılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.
Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir.
Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.

KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)

Osteoporoz yani halk arasıda bilinen adıyla kemik erimesi hastalığı özellikle kadınları vuran ve yaşılık döneminde zorluklarla karşılaşmasını sağlayan bir kemik hastalığıdır. Menapoz döneminde vücudun yetirince östrojen salgılaması sonucu daha çok görülür. Kemik erimesi kemik yoğunluğunun kaybolarak kemiklerin zayıflaması anlamına gelir. Menopoz sonrası osteoporozdan korunmak için hormon tedavisi öneriliyor. Fakat her kadın bazı sağlık sorunlarında dolayı hormon takviyesi alamayabilir. Süt ve süt ürünleri, balık ve yumurtanın yanısıra kırmızı et yerine sebzeli yiyeceklerin tüketilmesi gerekiyor. Günde 1-2 gram kalsiyum tabletlerinin, emilim bozukluğu da varsa D vitaminiyle birlikte alınmasının yararlı olacağı belirtiliyor. Kemik erimesini gençlik dönemlerimizde alacağımız bir kaç küçük önlem ile ya kısmen ya da tamamen yenmek mümkün. Öncelikle düzenli ve sağlıklı bir beslenme şart. Sadece beslenme yerterli olmuyor tabiki. Hareketli bir yaşam da önemli. Fırsat buldukça koşun, yürüyün, atlayın, zıplayın ki kemik yoğunluğunuz artsın. Bu da ileride daha rahat etmenizi sağlayacaktır. Menapoz döneminde de mutlaka hareketli bir yaşam tarzı seçin. Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırırken hekimibize sizin için ideal sporları da sormayı ihmal etmeyin.
Özellikle yaşlılıkta ortaya çıkan kemik erimesi (osteoporos) hastalığına karşı en etkin ilacın soğan olduğu bildirildi.
Tarım ve Gıda Kimyası isimli bilimsel dergide yer alan bir araştırmanın sonuçlarına göre, fareler üzerinde yapılan deneyler, beyaz kuru soğanda bulunan bir bileşimin kemikleri güçlendirdiğini ve kemik erimesini önlemede faydalı olduğunu ortaya koydu.
Kemikleri sağlam ve sağlıklı tutmanın başlıca yolunun sağlıklı beslenme, içki ve sigaradan uzak durma ve şişmanlığı önleyecek ölçüde egzersiz yapmak olduğunu söyleyen araştırmacılar, kuru beyaz soğanda bulunan ve GPCS adını verdikleri bir bileşimin kemik erimesine karşı son derece etkin olduğunu kaydettiler. Yine yapılan bir başka raşatırma sonucunua göre somon balığı da kemik erimesini önlemeye yardımcı bir besin olarak gösteriliyor.

22 Aralık 2007 Cumartesi

ADET DÜZENSİZLİĞİ

Genelde düzenli adet gören kadınların düzenli yumurtladıkları kabul edilir. Ancak kadının düzensiz adet olası, kilo alması ve kıllanma şikayetinin olması, yumurtlama bozukluğunun bir belirtisi olabilir. İlk adet görüldüğü zamanlarda 1-2 yıl boyunca adet düzensizliği görülmesi tıp açısından normal karşılanan bir durumdur. Ancak daha sonraki yıllarda herhangi bir sorun yok ise normale dönmesi gerekir. Eğer adet düzensizliğiniz günlerin aksaması ile sınırlı değil ise ve durum aylara yıyılıp 1-2 ay boyunca adet görmüyor iseniz mutlaka bir hekime başvurarak sorunun kaynağını öğrenmeniz gerekmektedir. Eğer adet düzensizliğiniz nedeniyle bir hekime başvurup tedavi almaya başlamamışsanız adet düzensziliklerinizi kilo alma, yüzünüzde yağlanma ve kıllanma takip edecektir. Kadınlarda adet görme yaşı ırka, soyundaki kadınların adet görme yaşına ve bir çok nedene göre değiştiğinden, ilk adet görmeye başladığınız yaştan itibaren 2 yıl sonrasında hala adet düzensizliğiniz devam ediyor ise mutlaka uzman bir doktora başvurarak tedavi olanaklarını araştırmaları gerekmektedir. Çünkü adet düzensizliği kadınların ileride çocuk sahibi olmalarını engelleyecek durumlarla karşılaşmalarına neden olabilir.

GEBE KALMA ŞANSININ YÜKSEK OLDUĞU DÖNEMLER

Kadınlarda adet kanamasının başladığı gün 1. gün olarak kabul edilirse, 10-19. günler arasındaki dönem gebe kalma şansının yüksek olduğu günlerlerdir. Bu dönemde östrojen hormonu yükselerek kadındaki vajinal salgıyı artırır. Ayrıca bu dönemde kadınlardaki cinsel arzu daha fazla olduğundan kadın vücudunda ve beyninde üremeya yönelik fizyolojik bir değişim olarak algılanır. Gebe kalmak istiyorsanız yumurtlama döneminizi daha iyi takip etmeniz gerekir. Bunun için de ağızdan ya da koltuk altından derece ile günlük ısı takibi yapılabilir. Isının yarım derece yükseldiği dönem, yumurtlamanın olduğu dönemdir ve bu dönemde ilişkiye girilmesi gebelik şansını artırır. İlişki sonrası hemen yıkanmamalı, yaklaşık 20 dakika kadar uzanılmalıdır. Eğer ısı ölçümü yaparak takip edemiyorsanız ideal yöntem adetin 1. gününden itibaren sayarak 10+-19. günler arasında gün aşırı (2 günde bir) cinsel ilişkide bulunmaktır.

YUMURTLAMA GÜNÜNÜN HESAPLANMASI

Adet her kadında farlılık gösteren bir dönemdir. O yüzden yumurtlama günleri de farklıdır. İki adet arasındaki süreden 14 gün çıkarıldığında bulunan gün, Kadının yumurtlama günüdür. Örneğin ; 30 günde bir adet gören kadının yumurtlama günü : 30-14 = 16. gün olur. 16. Gün adetin başladığı ilk günden itibaren 16. gündür. Kadının gebe kalma süreci hesaplana yumurtlama gününden önceki 4 günü ve yumurtlama günüden sonraki 2 günü kapsar. Böylece bulunan günlerden itibaren gebelik isteniyor ise çiftlerin 2 günde bir 2-3 defa cinsel ilişkide bulunması gerekir. Hergün cinsel ilişkide bulunmak erkete sperm sayısını azaltacağından ve sperm kalitesini düşüreceğinden gün aşırı cinsel ilişki önerilmektedir.

GEBELİKTE YANLIŞ YAPMA KAYGISI

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, bebeğe çok önem veren ve onu ailenin devamının temel öğesi olarak sayan bir kültüre sahibiz. Tabi hal böyle olunca gebe kalan kadın ve baba adayı erkek bu konuda kendini sorumlu hissederek yanlış bir şeyler yapmama kaygısı içine giriyor.Bu yanlış ve doğrular ise hiç bir bilimsel dayanağı olmayan geçmişten günümüze uzana kulaktan dolma öğretiler oluyor sadece. Çiftler bu sebeple çok keyifli bir serüven olan gebeliği 9 aylık bir cehennem süreci olarak geçiriyorlar. Gebelik döneminde anne adayına; onu yapma, dışarıya çıka, uzanıp raftan bir şey alma, tencere kaldırma, kendini yorma, çıplak ayakla yere basma, şunu ye, bunu yeme, veya mutlaka şunu ye, bunu ye, şöyle davran şekline sürekli olarak bilgi bombardımanı yapılıyor. siin öncelikli yapmanız geren kulaktan dolma bilgileri dinlemek yerine gebeliği öğrendiğiniz ilk andan itibaren bu işin uzmanı olan hekimlere güvenmek ve aklınıza takılan herşeyi onlara sormaktır. Bebek haberini aldıktan sonra bu güzelim süreci ve mutluluğunu kendinize zehir etmeyin. Bu yanlış bilgilere kula verip gerçekten zaralı şeyleri doğru sanarak kendinize ve bebeğinize zarar vermeyin.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cinsellik yaşayan canlılar arasında insanlarda ve hayvanlarda doğal bir dürtüdür. İnsaları Düşünen hayvanlar olarak tanımlayan bilim, insan cinselliğinin de çok öneli olduğunu belirtmektedir. Cinsellik hayatı güzelleştirdiği kadar cinsel yolla bulaşan hastalıklardan dolayı bir kabusa da çevirebilir. Cinsel yönden aktif olan kadın ve erkeğin güvenli cinsel ilişkiyi tercih etmesi sağlığını koruması açısından çok önemlidir. Güvenli cinsel ilişkiden kastımız öncelikle cinsel birleşme sırasında komdom kullanılması, Hijyen şartlarına dikkat edilmesidir.
Peki nedir bu cinsel yolla bulaşan hastalıklar ? Öncelikle cinsel yolla bulaşan hastalıkların tanımını yapmak gerekir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar,
genellikle cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikropların neden olduğu üreme organlarının enfeksiyonlarıdır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünyada görülme sıklığı oldukça fazladır. Dünyanın pek çok bölgesindeoldukça önem taşıyan ve pek çok kişinin sıkıntı çekmesine sebep olana önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sorunun gerçek boyutları bir çok ülkede tam olarak bilinmemektedir. Ancak her yıl dünyada 250 milyondan fazla kişinin cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalığa yakalandığı tahmin edilmektedir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların oldukça sık görülmelerinin yanında, erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde bu hastalıkların neden olduğu ek bazı sağlık sorunları ile de karşılaşılmaktadır. Bu hastalıklar, cinsel eşlerden sadece birinin sağlık sorunu değildir. Korunmasız cinsel ilişki (kondom kullanmama) hastalığın sağlam eşe de bulaşmasına neden olur. Bunun yanında, tedavisi yapılmamış cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan hamile kadınların, doğum öncesi veya hemen doğum sonrası dönemde bebekleri de risk altındadır.
Kadın veya erkekte kısırlık, düşük, yenidoğan bebeklerde görülen bazı enfeksiyonlar, dış gebelik, genital organ kanserleri ve ölüm cinsel yolla bulaşan hastalıkların neden olduğu sağlık sorunlarındandır.
Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanların HIV (AIDS virüsü) ile enfekte olma olasılığı daha yüksektir.
Bu grup hastalığın tıbbi önemi yanında, gerek sosyal gerekse ekonomik olumsuz etkileri de gözlenmektedir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kan yoluyla da bulaşabilmektedir. Hepetit B ve Hepatit C, AİDS,
ve Frengi mikrobu kanda da bulunduğundan cinsel ilişki dışında kan yolu ile de bulaşabilen hastalıklardır. Bulaşmada kontrolsüz kan nakli, hijyen şartlarına uyulmadan yeterince steril edilmemiş enjektör ve iğneler, Temizli kuralların uygun olmayan şartlarda kullanılan veya steril edilen diş aletleri, kesici ve delici aletler de rol oynar. Damar içi uyuşturucu bağımlılarının kullandıkları şırınga ve iğneler ile bu hastalıkların bulaşma riski vardır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların HIV enfeksiyonu, hepatit B, sifiliz (frengi), gonore (bel soğukluğu), herpes ve klamidyoz adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bazen belirti yoktur ya da kişiyi rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Bazı enfeksiyonların virüsü erkekte daha aktif olduğundan kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak, tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olanlar, bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar.
Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa değişir. Bu süre günler ( bel soğukluğu ), haftalar ( klamidyoz,hepatit B ), aylar ( frengi ) ya da yıllar (AIDS) olabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılan belirtileri şunlardır.
Cinsel organlardan akıntı veya irin (iltihap) gelmesi.
Kadınlarda vaginada bazen normalde bulunan akıntının fazlalaşması. Akıntı su gibi, süt gibi, sarı veya yeşil renkte olabilir. Bazen fena kokuludur.
Cinsel ilişki sonrası kanama,
İdrar yaparken yanma, sızı, sık sık az miktarda idrara çıkma
Cinsel organ ve cevresinde kaşıntı,
Peniste ( erkek cinsel organı), vaginada ( hazne ) kabarcık, yara, siğil ve kızartı,
Kasık lenf bezlerinde şişlik,
Testislerden ( haya ) bir veya ikisinde birden ağrı,
Karın ağrısı.
Eğer şüpheli bir ilişki sonrasında cinsel bir hastalığa yakalandığınızı düşünüyorsanız mutlaka bir hekime danışmanız gerekir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli konu utanıp sıkılmayı bir tarafa bırakıp şüpheli durumu kontrol etmeniz ve gerçekten cinsel yolla bulaşan bir hastlığa yakalanmışsanız hemen tedavisini başlatmanızdır. Çünkü bu sadece sizi tehdit eden bir sorunu değil, birlikte olduğunuz tüm insanlarında sorunu haline gelecektir. Bu tür hastalıklarla karşılaşan insalara öneli bir kaç tavsiye;
Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız !
Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.
Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA
Cinsel ilişki sırasında mutlaka kondom (Prezervatif) kullanınız.
Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız.
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayınız.
Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini belleğinizden çıkarmayınız.
Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorunuz.
Başkalarının kullandığı enjektör ve iğneyi kullanmayınız. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyiniz.
Hamile kadınsanız, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
Günümüzde biline 40 tan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık vardır. Ama en çok bilinen ve en sık rastlanınlan hastalıklar şunlardır.
HIV enfeksiyonu ( AIDS ) : Korumasız Cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşır. Şu an için uygulanabilen geçici tedaviler dışında herhangi bir tedavisi yoktur. İnsanı adeta eriten bu hastalık aynı zamanda insanların toplumdan dışanmasına neden olmaktadır.
Hepatit B : Cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşan bir hastalıktır ve karaciğerde büyük tahribata sebep olur. En çok bilinen belirtisi sebepsiz yorgunluk ve ciltte-gözde sarı renktir. Gerkeli tedavisi zamanında yapılmaz ise Hepatit C ve siroza çevireceğinden ölümcül bir hastalıktır. Bilinen bir kaç tedavisi vardır.
Bel soğukluğu ( Gonore ) : Özellikle erkelerde aktif olan Gonere nin bilinen en yagın belirtisi üretral akıntıdır. Cinsel organdan alınanan akıntı örneğinin incelenmesi sonu khve çekirdeği şeklindeki enfeksiyon mikrobu görülürse Bel soğukluğu teşhisi konulabilir. Kadınlarda ise özellikle kasık ağrısı en yaygın belirtisidir. Eşlerin birlikte tedavi edilmesi gerekir.
Frengi : Hastalık; penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşır. Mikrobun sağlam kişiye bulaşmasından sonra ilk belirtiler 10 gün ile 3 ay içerisinde ortaya çıkar. Hastalıkta bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir santimetre boyutlarında , sert, ağrısız "şankır" adı verilen yaralar oluşur. Bu yaralar, genelde bakterinin ilk bulaştığı cinsel organlar etrafında oluşur. Mikrop daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir. Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşir.
Klamidyoz : Sağlam kişinin mikrop ile teması sonrası 1-3 hafta sonra belirtiler ortaya çıkar. Belsoğukluğu hastalığında olduğu gibi, bu hastalığa yakalanan kadınların çoğu herhangi bir belirti vermez, ama kişi bulaştırıcıdır. Hastalık, erkekte genellikle sabahları peniste bir damla şeffaf akıntı ile kendini belli eder. İdrar yaparken ağrı ve yanma duygusu olabilir. Kadınlarda vajinal akıntı görülebilir. Hastalığın antibiyotiklerle tedavisi mümkündür.
Kandidiyazis : Bir çeşit mantar hastalığıdır. Özellikle kadınlarda aktif bir enfeksiyon türüdür. Vajinal akıntı, kaşıntı ve kötü koku görülebilir. Kadın ve rekeğin birlikte tedavi edilmesi gerekir. Antibiyotik ve antifungal ilaçlarla tedavisi mümkündür. Tedavi edilmez ise kronik hale gelebilir.
Trikomoniyazis : Cinsel yolla bulaşan parazit hastalıkları içinde en sık görülen Trichomonas vaginalis enfeksiyonlarıdır. Kadın ve erkeklerin idrar ve üreme organlarında yaşayan bir parazittir. Kadınlarda genellikle vajen ve cinsel organ dudaklarında kaşıntı, yanma, sarı veya yeşil renkli, pis kokulu ve bol köpüklü bir akıntı görülür. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir. Bazen belirtisiz de seyredebilir. Erkeklerde genellikle belirtisiz seyreder. Ancak bazen kadınlardakine benzer belirtiler olabilir. Bu hastalığın tedavisi kolay ve ucuzdur.
Granuloma inguinale : Özellikle de erkeklerde görülür. Cinsel temastan yaklaşık 6 hafta sonra genital bölgede ağrısız, kırmızı kabartılar ortaya çıkar ve bunlar büyüyerek ülserleşir.
Cinsel organların üzerinde ya da yakınında bulunan bu sivilceler daha sonra bedenin başka yörelerine sıçrama eğilimindeki kapanmayan yaralara dönüşürler. Bu hastalığın etkili biçimde tedavisi mümkündür, uygun antibiyotikler ile 10- 15 günde gerçekleşebilmektedir. Fakat iyileşmenin üzerinden aylar hatta yıllar geçtikten sonra hastalığın yeniden ortaya çıktığı olur.
Genital herpes : Herpes, cinsel yoldan bulaşabilen ve "uçuk" türünden yaralar oluşturan bir hastalıktır. Etkeni, Herpes simpleks olarak bilinen bir virüstür. Enfekte kişiyle oral seks / cinsel ilişki sonucunda sıkça ortaya çıkar. Ağız içi ya da idrar yolları gibi yüzeylerden veya derideki çatlaklardan mikrobun girmesiyle oluşur.
Belirtileri erkeklerde ve kadınlarda aynıdır. Hafif veya şiddetli olabilir;
Soğuk algınlığı hissi,
sistemik bulgular (ateş, halsizlik gibi),
Kasıkta şişmiş lenf bezleri,
Baloncuklar oluşmadan önce kaşıntı ve yanma,
Ağızda veya cinsel organlarda ufak, ağrılı baloncuklar.
Primer ve tekrarlayan enfeksiyonlar sırasında uygun antiviral ilaçlar (ağızdan ve lokal) 7 – 10 gün, çok inatçı rekürran (tekrarlayan) enfeksiyonlarda düşük doz ve uzun süre (3, 6, 12, 24 ay) kullanılabilir. Enfeksiyon bölgesine konacak ılık çay torbası ya da bir buz kalıbıyla rahatlama sağlanabilir. Tuzlu su banyosu da etkili olabilir. Ancak, ilaçlar virüse karşı öldürücü olduğu halde, bu ev yapısı çareler yalnızca hastalığın belirtilerini hafifletmekle kalırlar.
Lenfogranuloma venerium : Cinsel temastan 1 ila 3 hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları yada sert kabarcıklar şeklinde başlayıp ülserleşen yaralar görülür. Ağrısızdırlar.
Yaralar erkekte;
tüm genital bölge (özellikle penis, sünnet derisi),
makat,
idrar yolları ağzında
kadında da yine;
tüm genital bölge (özellikle labia [vagina dudakları] kıvrımları, vajina),
makat civarı ve
idrar yolları ağzında görülebilir.
İdrar yaparken yanma ve makattan kanlı, iltahabi bir akıntı yapabilir. Tedavi edilmeyen hastalarda lenf damarlarının da tutulmasına bağlı olarak genital bölgelerde kalıcı şişliklere, makat iltahaplarına ve makatta darlıklara neden olabilir. Hastalığın bu ileri evreleri çok acılıdır.
Genellikle tek taraflı, nadiren de çift taraflı kasıklardaki bezelerde şişmeler görülebilir.
Ateş, kilo kaybı, artralji ( eklem ağrıları ), karaciğer ve dalakta büyümeler de eşlik edebilir. Uygun antibiyotikler ile iki haftada tedavisi mümkündür.

07 Aralık 2007 Cuma

GENİTAL HERPES

Kadınların cilsel yönden aktif olmaya başlamalaından itibaren karşı karşıya kaldıkları en büyük sorun cinsel yolla bulasan hastalıklardır. Herpes Simpleks ya da kısaca HSV virüsü de bu hastalıklardan bir tanesi sadece. Genital herpes 'Herpes simplex' adlı bir virüsten kaynaklanır. Virüs bulaşan insanların çoğu herhangi bir belirti olmadığı için hastalığının farkında olmaz.
Herpes simplex virüsünün (HSV) HSV-Tip1 ve HSV-Tip2 olmak üzere iki türü vardır. HSV-1 enfeksiyonu çoğunlukla yüz bölgesinde uçukların ortaya çıkmasına yol açar,buna karşın kimi zaman genital herpese de sebep olabilmektedir.
Genital herpesin belirtileriı genital organda uçuk (kabarcık, kızarıklık, ağrı, kaşıntı) çıkmasına benzer. Belirtilerin ilk ortaya çıkışının ardından, yeni belirtiler ortaya çıkabilir, ya da diğer adıyla "reküranslar" oluşabilir.
Genital herpes virüsü ile ilgili olarak kesin bir tedavi yöntemi bulunmamasına karşın, ilaç tedavisiyle virüs kontrol altında tutulabilir ve cinsel aktivitenin daha güvenli olmasıyla birlikte(kondom kullanılarak) enfeksiyonun eşlere bulaşma riski azaltılabilir.
Durumu kontrol altına alabilmeniz için yapılabilecek çok şey vardır. Öncelikle genital herpesi öğrenmekle başlayabilirsiniz.
Belirtileri :
Genital herpesin belirtileri herkeste aynı olmadığı için büyük değişiklikler gösterir. Herkesin deneyimi birbirinden farklıdır.
En sık görülen belirtiler şunlardır.
Genital bölgede (ve muhtemelen kaba et, sırt altı bölge ve kalçada) kaşıntı ya da ağrı
Genital bölgede ortaya çıkan, soyulan ve daha sonra kabuk bağlayan kabarcıklar
Kaba et, kalça ve kasık bölgesinde kabarcık ve uçuklar
Muhtemelen baş ağrısı, bitkinlik ve adale ağrıları
Daha az yaygın olmakla beraber, genital herpes ateşe de yol açabilir
Herpes virüsünü almışsanız eğer bu virüs ömrünüzün geri kalan kısmında vücudunuzda kalır. Virüs ilk ortaya çıktıktan sonra, tekrar kendini gösterene kadar (ki buna 'rekürans' denmektedir) omurga tabanındaki sinirlerde pasif olarak yaşar. Belirtilerle karşılaşan insanların çoğunda virüs birden fazla ortaya çıkar, uçuklar genellikle vücudun aynı bölgesinde ya da yakınında tekrar görülür. Çoğu vakada, bu tekrarlar ilk ortaya çıktığında olduğundan daha az şiddetlidir ve daha kısa sürer.
Tekrarlayan Uçukların Önlenmesi
Kimi insanlarda kabarcıklar görülmeden önce belli uyarı semptomları meydana gelebilir. Bu döneme "prodrom" adı verilir. Virüsün ortaya çıkacağının habercisi olan aşağıdaki uyarı semptomlarına dikkat ediniz:
Etkilenen bölgede kaşıntı, yanma ya da karıncalanma
Baş ağrısı ve Bitkinlik
Nezleye benzeyen semptomlar: ağrı ve sızılar, genel rahatsızlık hissi.
Virüsün yeniden ortaya çıkacağına yönelik ilk işaretler görüldüğünde antiviral ilaç tedavisi başlamanızda yarar vardır. Çünkü, ilaçlar ne kadar erken kullanılırsa o kadar etkili olur. Bir reküransın erken tedavisi ağrılı kabarcıkların gelişmeme olasılığını bile artırabilir.
İnsanların yaklaşık üçte biri daha şiddetli veya daha sık reküranslardan yakınmakta ya da reküransları özellikle can sıkıcı bulmaktadır. Bu bireyler supresif (baskılayıcı) tedavi ile - yani, düşük dozda antiviral ilaçlarla yapılan sürekli günlük tedavi - tedavi edilebilir. Supresif tedavi reküransların %80-90'ını önleyebilir.
HSV virüsünü Tetikleyici Etkenler
Belli tetikleyici etmenler, tekrarlayan atakları başlatabilir. Atak yaşayan insanlar aşağıdaki etmenlerin tetikleyici olabileceğini bildirmişlerdir:
Stres
Diğer hastalık, yaralanmalar ya da ameliyatlar
Menstruasyon gibi hormonal değişimler
Deride iritasyon (cinsel ilişki sırasında meydana gelen sürtünme dahil)
Sağlığınıza genel anlamda dikkat ederek bu durum üzerinde belli bir kontrol sahibi olabilirsiniz. Uygun beslenme düzeni, yeterli uyku, yeterli hijyen koşulları ve istirahat reküran ataklara karşı daha dayanıklı olmanızı sağlar.
Gebelikte ve herpes
Genital herpes çocuk sahibi olma yeteneğinizi etkilemez. Fakat, HSV'nin çocuğunuza geçme olasılığı bir endişe kaynağı olabilir. Eğer siz ya da eşiniz HSV-2 ile enfekte ise ve bebek bekliyor ya da bir çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşmalısınız.
Genital herpesin bir bebekte görülmesinin çok nadir bir durum olduğunu unutmayınız. Genital herpes ABD'de dünyaya gelen 2,000 bebekten sadece bir tanesini etkilemektedir - buna karşın beş hamile kadından biri genital herpese sebep olan virüs ile enfekte olabilmektedir.
Türkiye'de taşıyıcılık %5 oranındadır ve her 20 hamilelikten 1'inde genital herpes görülme riski mevcuttur.
Virüs bebek ana rahmindeyken çok nadiren bebeğe geçmektedir. Büyük tehlike doğum sırasında ortaya çıkmaktadır. Bebek doğum kanalındaki uçuk yaralarına temas etmek suretiyle enfekte olabilmektedir.
Eğer hamile kalmadan önce genital herpese yakalandıysanız:
Virüsün bebeğinize geçme riski çok düşüktür - yüzde 3'ten daha azdır.
Kanınızda bulunan antikorlar bebeğinizin virüse karşı direnç göstermesine yardımcı olur.
Bebek bekliyorsanız ve genital herpes geçmişiniz varsa, durumun izlenebilmesi için doktorunuzu durumdan haberdar ediniz.
Eğer virüs ilk kez hamilelik sırasında ortaya çıktıysa:
Herpes virüsü ile hamilelik sırasında enfekte olunduğunda virüsün çocuğa geçme riski daha yüksektir.